Benimle birlikte büyüdü… Tellerini kopardım, onu nerelerde unuttum… Ama her seferinde dönüp dolaşıp yine ona geldim. Aslında o, yıllardır yanımda yürüyen bir yol arkadaşıydı. Şimdi her çaldığımda ne kadar yorulduğunu fark ediyorum. Tellerinden çıkan her nota beni geçmişe götürüyor; unuttuğumu sandığım anıları, güzel zamanları yeniden hatırlatıyor. Garip geliyor… Son zamanlarda her şey biraz garip geliyor. Belki de değişen şey zaman veya mekan değil… Benim.
Duygu ve Düşünce
bugün 19 mayıs.. fırtınalı bir gecede, kendi başına aldığı bir kararla, imkansızlıklar içinde, gizlice ve canını hiçe sayarak çürük bir vapurla samsuna çıkan ve tek başına memleketi kurtaran şu meşhuur "süper kahraman" efsanesinin sene-i devriyesi.. hepimizin ilkokul yıllarından beri dinlediği şu tanıdık hikaye.. hitlerin propaganda bakanı goebbels, "yeterince büyük bir yalanı sürekli tekrar ederseniz, insanlar sonunda buna inanmaya başlar" demişti. haklıydı.. artık goebbels mi onlardan ilham aldı, yoksa onlar mı goebbelsten bilinmez; ancak kamalizm dininin ruhbanları o kadar fazla yalanı o kadar çok tekrar ettirdiler ki, bu süper kahraman senaryoları yüz senedir kapalı gişe oynuyor. Bu da o senaryolardan sadece biri.. neyse, "büyük bütçeli, pahalı bir prodüksiyon, emeğe saygı" dedik, bugüne kadar yuttuk, eyvallah (!) yalnız, bu süper kahramanımız da biraz kaprisliymiş zannımca.. zira anadoluya gitmek için nazının niyazının bini bir para. istek listesi ise epey kabarık: 2 adet binek otomobil, kafi miktarda benzin ve lastik, 15 bin kuruşluk maaş, fevkalade masraflar için ek ödenek, ve tüm bunlara ek olarak, 3 aylık maaşının peşin ödenmesi.. üstelik süper kahramanımız isteklerine anında cevap verilmediği için de bir hayli sitemkar. bir de şart koşuyor: eğer bu talepleri yerine getirilirse, kahramanımız lütfedip 3 gün içinde yola çıkacakmış.. peki, kaynak ne? genelkurmay başkanlığı.. bu "kaprisli" süper kahramanımızın harbiye nazırlığı ile günlerce süren yazışmalarının orijinal boyutlu vesikaları, genelkurmayın eylül 1952den beri yayımladığı "harp tarihi vesikaları dergisi"nin henüz 1. sayısında açıkça yer almaktadır. bu belgelere milli savunma bakanlığının resmi sitesinden ulaşabilir ve pdf olarak indirebilirsiniz. söz konusu dergiler günümüzde de ocak ve temmuz
Mustafa Kemal Atatürk

Amine

@Kalem_ve_Kelam
·
19 Mayıs gerçeği. Gelen yorumlara cevap vermeye gerek duymuyorum, çünkü neyi savunduğumun gayet farkındayım. Fikir özgürlüğü diye yırtınıyor bazıları işlerine geldiği vakit. Prim kasmak demiş bir hanımefendi! Bir davam ve bir yüzüm var hakikate dönük, elhamdülillah. Sözüm ona "prim kasmak", birilerine şirin görünmek için hem şu hem buyum demiyorum. Tarih bilgisi bir kaç sayfadan ibaret olanların düşünceleri de hükümsüzdür. "Deli"dedikleri adamın tırnağı kadar bu din namına çaba vermeyelerin sözleri ise hakikate kör olmaktan başka bir şey değildir! Hamd olsun Allah Azze ve Celle'ye ki hakikate açık kılmış gözlerimizi. Ya hem kör hem de birileri bizi dışlamasın, sevsin diye yüz değiştirenlerden olsaydık...
1000Kitap
Reklam
Hayat ve İdrak, İkrâmdır...
Hayat bir ikrâmdır, hatta insan olarak hayata gelmek, idrak sahibi olarak diğer canlılardan farklı olmak ise mühim bir ayrıcalıktır...Bu derin ve kıymetli bir başlangıç noktasından yürürsek; varoluşumuzu sadece biyolojik bir süreç değil de, bir "ikrâm" olarak görmek, beraberinde büyük bir nezaketi ve sorumluluğu da getiriyor. Bu düşünceyi biraz irdeleyelim: Varlık mertebesinde bir ayrıcalık sahibi olmaktır "İNSAN" olmak...Bir taştan ya da sadece içgüdüleriyle hareket eden bir canlıdan farklı olan insan, kâinâtı kendi penceresinden seyrederken idrak edebilen bir varlıktır. Hayatın bize sunulmuş bir sofra olduğunu düşünürsek, insan bu sofranın sadece misafiri değil, aynı zamanda lezzetini takdir eden ve idraki sayesinde ona anlam katan tek şahididir. İdrak; görmek ve bilmek arasındaki farktır. Diğer canlılar hayatı "yaşar", insan ise yaşadığını "bilir". Bu "bilme" hali, sıradan bir farkındalık değil; evrendeki nizamı, estetiği ve hatta kendi faniliğini anlama yetisidir. İdrak sahibi olmak, bir çiçeğin sadece rengini değil, o rengin ardındaki sanatı ve hikmeti görebilmektir. Eğer hayat bir ikramsa, bu ikramın hakkını vermek "liyakat" meselesine bağlanır. Kendine ve çevresine karşı duyarlı olmak, bilgiyi bilgeliğe dönüştürmek ve bu kısa ömrü anlamlı bir iz bırakarak tamamlamak, bu büyük hediyeye sunulan bir teşekkürdür. Bu da "Emanete liyakat"ı gerektirir. Akıl idrak eder ama gönül hisseder. Bu yüzden gönül gözüyle bakış önemlidir ve canlılar arasında sadece insana has bir bakıştır. Hayatın bir ikram olduğunu fark eden bir insan, her nefese bir şükür, her karşılaşmaya bir nasip nazarıyla bakar. Bu bakış açısı, modern dünyanın hırsları arasında sıkışan ruhu ferahlatan bir penceredir. Mevzuyu biyolojik bakış ile başlayalım lirik ve irfani bakışla biraz daha
Piyano çalan kadın, parmaklarımda bir hüzün bir de umut var her tuşta. Siyah tuşlar geceyi, beyaz tuşlar sabahı anlatır; senin ellerinde dünya durur bir an. Karakalem gibi gölgeler içinde kaybolur sesler ama kalpte kalır o son nota kadar.
🐰Sormayın bana günü geceyi Gelip geçer durmadan hiç durmadan Ben yokken ben varken Çok eski bir nota hayat İlk kim dokundu tellere bilmem Son notası ne bilmem Nefes alır gibi güzel vermekte Zıttıyla güzel anlamlı varlığın gibi
son hikayem,blog sayfamda okunmayı bekliyor.
GERİ VİTES “Hayat seni geri vitese takabilir; ama asıl geri çekilen, kontrolün olmadığını sandığın ruhundur.” — Seneca’dan esinlenilerek Hikâyedeki sessiz gerilimi ve sabahın soğuk atmosferini hissetmek için Viktor Çoy – Kukushka’yı açın. Her nota, geri vitese takılmanın o ürpertici anını yaşatacak.
Reklam
Reklam