Depresyonun kafasını karıştırdığı, akrep burcunda doğmuş olan Sylvia Plath ateşle oynuyordu. Başını o fırına soktuğunda hayatını bitirmeyi değil kurtarmayı düşlüyordu: Sabah kendisini kurtarmaları için eve birinin gelmesini ayarlamış, doktorun adını bile bir nota yazıp masanın üzerine bırakmıştı. Her zaman açık duran apartman kapısı kapalı olmasaydı, gaz alt kata sızıp zaten sağır olan komşunun uykusunu daha da ağırlaştırmasaydı, saat 9'da eve gelmek üzere ayarladığı Avustralyalı bakıcı polise haber vermekte elini biraz daha çabuk tutsaydı kurtulacaktı. İçeri girdiklerinde bedeni hâlâ sıcaktı. Aynı hafta 99 kişi daha hayatına son vermişti. Bugünden bakınca görünen o ki, Sylvia bir kumar oynamıştı, bütün olasılıklar üst üste geldi ve kaybetti. Sonra Sylvia'nın intihar eden genç kadın, şair-kurban olarak hayatı başladı ve bu hayatı neredeyse eskisinden daha canlıydı.
Sayfa 506 - Dahiler ve Aşkları diye başladım, Gassal senaryosu çıktı kitap.·Kitabı okuyor
Bir nota havada asılı kaldı; müzikten sıyrılıp son nefesiyle titreşti ve sustu. Flüt dudağında bir an daha kaldı, sonra yastığa bırakıldı. Gözlerini bana dikti; elyazmasının peşindeki yılları ve beni Okul’un düşüncesine yaklaştıran yolculuğu bilen sessiz bir bakışla.
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“Bir gün Rembrandt’ın son portresi ve Mozart’ın son notası da sona erecek — belki renkli bir tuval ve bir nota sayfası kalacak olsa da — çünkü onların mesajına erişebilecek son göz ve son kulak da yok olmuş olacak.”
Alıntı
"Bahsettiğimiz Latince şiir şöyle başlar: "Çiçek, çiçeğimi kopar. Çünkü çiçek aşkı temsil eder". Şiirin özne sesi, aşkına armağanını kabul etmesi, duyularıyla fiziksel olarak etkileşim kurması için yalvaran adamın sesidir: "Çiçeği kokla, en tatlı Flora, her zaman güzel kokulu! Çiçeğe bak Flora! Onu görünce gülümse bana! Çiçeğe iyi konuş! Sesin bülbülün şarkısı. Çiçeği öp! Senin o kırmızı gül ağzına çiçekler yakışır". Bu Latin aşığı, çiçeğin biçimini veya dış güzelliğini daha endişeli bir kelime olan figura ile karşılaştırır. Son beyitteki bu güzel kokulu şarkıya acı ve melankolik bir nota getiren ve tesadüfen bunun neden Carmina Burana, el yazmasında illüstrasyon almış birkaç şiirden biri olduğunu açıklayan da aslında görsellerde kullanılan terimdir. Zevk, her zaman tehlike olasılığıyla yüklüdür ve amacı nihai olarak ulaşılamazdır. Bu şekilde, Şarkıların Şarkısı / Ezgiler Ezgisi'nde anlatılan kır çiçeği ve damadın öpücüğü, ilahi şeylerle iç içe geçmenin daha yüksek bir âlemine taşıyabilecek görünür ve deneyimsel işaretlerdir. Orta Çağ aşk sanatının hem sözlü hem de görsel kayıtlardaki en önemli ironisi işte bu şekildedir. Aşık için görüntü bir yandan sadece boş bir illüzyon gibi görünüyor. Her zaman yakalanması zor bir arzu nesnesi ama öte yandan bu boşluk, o arzunun inşasında vazgeçilmez bir dayanak işlevi görüyordu. İmge olmadan da aşk var olamazdı..."
Sayfa 127·Kitabı okudu
TÜRK MÜZİĞİNİN SON BÜYÜKLERİ...
(...) Dede Efendi’den sonra Türk müziğinin bir gerileme içine girdiği söylenir. Bunda da başlıca âmil olarak Hacı Arif Bey gösterilir. 1831’de İstanbul’da doğan Hacı Arif Bey, eserlerinde devrin olanca çöküntüsünü yansıtmış gibidir. O daha 8 yaşındayken Tanzimat Fermanı, 25 yaşındayken Islahat Fermanı ilân edilir. Hain devlet adamı tipi ve kimsenin ne olduğunu, ne olacağını bilmediği Batılılaşma sarhoşluğu, memleketin üstüne kara bulut gibi çöker. Sırbistan ve Yunanistan bağımsızlığını ilân eder, Cezayir, Tunus, Mısır, Kıbrıs, Kırım ve Kafkasya İmparatorluktan kopar, her yönden bir çözülme çığırı baş gösterir. Saray erkânını Batılılar gibi yetiştirmek eğilimi başlar. Piyano ve viyolonsel sosyete kesiminde tutunur, Balkanlar’dan gelen Çingeneler vasıtasıyla, İstanbul sokaklarını pestpaye gecekondu ezgileri çınlatmaya başlar. Son derece güzel sesi olan Hacı Arif Bey, çözülme ve dağılmanın bu gününde, Dede Efendi’nin talebesi Zekâi Dede’nin tedrisatından geçerek dünyaya gelmiş olmakla beraber, dedesi gibi “inkırazı zafer yapıcı” bir bünye belirtmez. Hacı Arif Bey, bir işittiğini bir daha unutmayan “muhteşem bir hafıza” olarak tanınsa da, selefleri gibi “hâfız” olmaması ve Mevlevîhâneden değil “Muzika-yı Hümayun” adı verilen Batı tarzı okuldan yetişmesi, onun handikapları olarak görülür. __Kendinden önceki büyük bestekârlar gibi “ulvî bir adam” portresi çizmez Hacı Arif Bey; belli ki, onların kumaşı yoktur onda. Hayatı, kapılandığı Harem dairesinde cariyelere müzik dersi vermekle ve onlarla arasındaki gönül maceralarıyla geçer. Birkaç bahse değmez ilâhî ve tevşih dışında, bütünüyle “şarkı” formunda eser vermeye yönelir ve kendisinden sonra bu formu baş tacı kılmayı becerir. Abdülaziz’den büyük iltifat görmüş olmasına rağmen Abdülhamid’den yüz bulamaması ve
Selim Gürselgil, TÜRK MÜZİĞİNE GİRİŞ, -Türk Müziğinin Son Büyükleri-, (I. Dönem, Ocak 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla)
Akademya Yazıları
Mustafa suphi hk.
Suphi Osmanlı devletinin emperyal heveslerine karşı çıkmış ve milliyetçi bir tavır sergilememiştir. Örneğin 15 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı ordusunun Bakü'ye girmesi münasebetiyle Çiçerin'in Türkiye'ye verdiği nota Yeni Dünya’da yayımlanmıştır. Son derece sert bir üslupla kaleme alınmış olan bu notayı Yeni dünya desteklemiş ve Türkiye'yi haksızlık ve zulüm yapmakla, Kafkasya'da kan dökmekle suçlamıştır (Tunçay, 1995: 135). Suphi gerek bu dönemde, gerekse Anadolu'da direniş başladığında pan-İslamizm ve pan-Türkizme sonuna kadar karşı çıkmış, Sovyetler Birliği Halk Komiserleri Konseyi'nin 21 Şubat 1918'de ilan ettiği "Sosyalist Anavatan Tehlikededir" kararnamesine ve "Sosyalist Anavatanı Savunma" kampanyasına da destek vermiştir.
Sayfa 149·Kitabı okudu
Tarih