Uyar, bizim kuşak şiirin farkina Orhan Veli'yle vardı, demektedir. Süreya, Oktay Rifat ve Melih Cevdet'i ustaları arasında saymıştır. Cansever de Orhan Veli Akımından çok şey öğrendiğini beyan etmiştir. Süreya, İkinci Yeninin doğuş yıllarını, "Orhan Veli'yle hesaplaşma günleri" şeklinde tanımlamaktadır. Her ne kadar hesaplaşma kavramı bir zıtlık içerse de Süreya'nın yaklaşımında İkinci Yeni Akımının Orhan Veli Akımından bağımsızlaşma, etkiden kurtulma evresinden geçtiğini imlemektedir. Bu süreçte Karakoç'un Orhan Veli'yle kurulabilecek tek ilişkisi, Orhan Veli'nin şu mısralarının karşısına, "Ve rüzgârlı havalarda / Yağmur iğri yağar?” (Veli 1952, 67) ilk başta bütün şiirlerine almadığı Monna Rosa'da (Karakoç 1998) geçen, "Yağmur iğri iğri düşer toprağa, / Ulur aya karşı kirli çakallar," (Karakoç 2000, 13) misralarını koymaktır. Bu karşılaştırma bile, Orhan Veli'nin mısralarındaki "rüzgâr" ve "yağmur” kelimeleri arasındaki sebep sonuç ilişkisi, Karakoç'un tespit ettiği "gerçekçi"liği örneklemektedir.
Yağmur eğri eğri yağar. Niçin? Rüzgârdan dolayı. Eğrilik rüzgâr nedenine bağlanmıştır. Karakoç, en başta bile, bu bağlamtıyı ortadan kaldırmıştır. Sonradan akıma katılan ve sadece İkinci Yeninin değil, Türk şiirinin büyük ustalarından birine dönüşen Uyar, İsmet Özel'le aralarında geçen bir konuşmada, ilk misrada yapılan işi ikinci misrada bir nedene bağlama gerekliliğini savunmuştur. O konuşmada Uyar, farkinda olmadan, Orhan Veli'nin sebep sonuç ilişkisini savunmaktadır. Yani, birinci mısra, yağmur eğri yağıyor. İkinci mısra, rüzgârdan dolayı. İsmet Özel'se, Karakoç örneğindeki İkinci Yeni tavrını savunmuştur. İkinci mısra birinci mısrayla sebep sonuç bağıntısı içinde kurulma zorunluluğu taşımamaktadır: "Yağmur iğri iğri düşer toprağa, / Ulur aya karşı kirli çakallar."