Tanrısal paradigmanın, yani dinin vazettiği ekonomik ahlâk, elindekiyle yetinme, şükür ve bereket üzerine kuruluydu; insanlar her koşulda sabretmeliydi, lüksten ve israftan kaçınmalı, tutumlu olmalıydı, elindekini akrabalarla ve yoksullarla paylaşmalı, cömert olmalıydı. Oysa biz şöyle dedik insanlara: Aptal olma, önce kendini garantiye al, bunun için gerekirse bencil ve çıkarcı ol, her zaman, daha az emek harcayarak daha fazla kazanmaya çalış, bütün ilişkilerini menfaat ve kâr odaklı kur, iyi beslen, sağlığını koru, kendini sık sık ödüllendir, hatta ara sıra kendini şımart, arzularını bastırma, her şeyi tat, her şeyi deneyimle, başkalarının yargılarını önemseme, kendini rahat bırak, özgürlügün tadını çıkar, hafta sonları gez, toz, dinlen, yazları mutlaka tatil yap, motive ol ki tekrar çalışıp kazanmaya devam edebilesin, daima konforlu, rahat ve keyifli bir yaşam sürmenin pesinde ol, biriktir, paylaşma, beceriksizlere acımak zorunda değilsin, onlar da senin gibi aklımı kullanmalı ve çalışmalıydı, cömertlik aptallıktır, enayilik yapma, yatırım yap, sen özelsin, biriciksin, her şeyi tatmalı, her şeyi denemelisin, sen bunu hak ediyorsun, hiçbir hazdan kendini mahrum bırakmamalısın.
-Dinlerken ben bile gevşedim.
Kapitalizmin amentüsüdür bu. Dikkat ettiysen, insanlar, alışverişi, bugün sadece ihtiyaçlarini gidermek amaciyla yapmıyorlar; alışveriş artık bir yaşam biçimi. Büyük AVM'ler insanların bütün günü geçirebilecekleri şekilde dizayn ediliyor. Akıllarına eserse bir ara uğrayıp tanrıya ibadet edebilecekleri butik mabetler bile var orda. Bütün gün, eşleriyle ve çocuklarıyla, yiyorlar içiyorlar, geziyorlar tozuyorlar, eğleniyorlar, film izliyorlar ve mutlu oluyorlar. Kimse kusura bakmasin; şeytani paradigma, tanrısal paradigmanin başaramadığı şeyi, kolaylıkla başarmıştır.