Bazı şeyler sizi kişisel olarak etkilediğinde bundan rahatsız olmazsınız, aksine iyi hisseder, keyiflenirsiniz. Ama bu kitap bana benim gerçeklerimi sunarken beni hiç iyi hissettirmedi. Kendime sinirlenmeme, yaşam enerjimi yeniden gözden geçirmeme sebep oldu. Bunlar iyi olan ama iyi hissettirmeyen şeyler. Holden çok bir şey beklemeyen ama aynı zamanda da hayatın müthiş sıradanlığından aynı müthişlikte tiksinen biri. Örneğin filmlerden nefret eder çünkü sinemanın sahtekar olduğunu düşünür. Ya da avukatlık fikri ona aptalca gelir çünkü iyilere yardım etme ve onları kurtarma fikri, kişinin kendi egosunu tatmin etmek için yaptığı başka bir sahtekarlıktır ona göre. Kapıcıdan, asansörcüden, barmenden ya da sokakta yürüyen herhangi birinden aynı oranda nefret edebilir Holden. Bu bana hikâyenin başında toplumsal ve politik anlamda etkileyici gelse de devamında Holden ile bütünleşip onun bireysel yaşantısına ortak olduğunuzda bundan rahatsız olmaya başladım. Sevgiyi ve mutluluğu yani bizi hayatta tutan yegane kavramları düşünmeye başladım. Aslında hayatta kalmak ve yaşamak ne kadar da kolay diye düşündüm. Sinemayı sevsek, avukatlardan nefret etmesek, kapıcıya selam versek, asansörcüye kazağını beğendiğimizi söylesek ve yolda yürürken somurtmasak...