Hüseyin Rahmi Gürpınar, Türk edebiyatının en nevi şahsına münhasır, en neşeli ve toplumsal gözlemi en keskin kalemlerinden biri olarak, bu ölümsüz eserinde bilimsel bir heyecan ile İstanbul mahalle kültürünün o renkli, patırtılı dünyasını muazzam bir mizahla evlendiriyor. Roman, 1910 yılında Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya çarpacağı efsanesinin İstanbul’da yarattığı o büyük kıyamet korkusunu ve bu panik dalgasının ortasında filizlenen sıra dışı bir aşkı konu alıyor.
Batı tarzı eğitim almış, dönemin batıl inançlarına karşı bilimi ve rasyonalizmi savunan İrfan Galip, mahalledeki kadınların ve cahil halkın bu kuyruklu yıldız korkusunu biraz da onlarla eğlenmek amacıyla körükler; fütüristik, korkutucu konferanslar düzenler. Ancak evinde bu kıyamet teorileriyle uğraşırken, kendisine onun kadar entelektüel, gizemli ve zeki bir kadından mektuplar gelmeye başlar. Yüzünü hiç görmediği bu gizemli mektup arkadaşı (Feriha), İrfan Galip’i kendi silahıyla vuracak ve onu akıl almaz bir aşk oyununun içine çekecektir.
Yazar, mahalle kadınlarının dedikodularından dadıların batıl inançlarına, dönemin konak hayatından alafranga özentiliğine kadar eski İstanbul’un tüm renklerini o kendine has, kıvrak ve tiyatral diliyle resmediyor.
*Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç*; cehalet ile bilimin, batıl inançlar ile modernleşmenin çatışmasını kahkahalar eşliğinde sunan; dünyanın sonu gelse bile insanoğlundaki o evlenme ve aşk tutkusunun asla bitmeyeceğini kanıtlayan, edebiyatımızın en neşeli, en ironik ve en lezzetli dönem klasiklerinden biridir.