"Ahmet, bırak şu silahı!"
"Babam silah mı alıyor?"
"Sorma, babi! Çocuklarla dans edeceğimizi duydu. Öfkeyle fırladı yukarı. Engel ol şu adama, lütfen."
"Korkma, kızım. Bu devirde öyle şey mi olurmuş?" Üst kata doğru koşar adım çıkarken, "Baba!" diye bağırdı. "Bir silah da bana ver!"
devam etmeli değil miydi, sormaya, cevap aramaya... Ama insan bazen kafasındaki milyon soruya rağmen cevaplardan korkar ve cahilliği acı bir bilgeliğe tercih ederdi. Hatta bazen değil, genelde böyle olurdu.
Sık sık, hayatın kökeni nedir, diye soruyordum kendi kendime. Bu her zaman gizem olarak kabul edilmiş, cüretkâr bir soruydu; lakin korkaklık ya da umursamazlık sorularımızı kısıtlamasa, o kadar çok şeyi öğrenmenin eşiğindeyiz ki aslında.
Sayfa 52 - Türkiye iş Bankası kültür yayınları. 10. Baskı.·Kitabı okuyor
"Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde."