Vitrindeki Vicdan
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar, Gökkuşağını tek renge boyamak istedi. “Beterin beteri var” diye diye alıştırdı insanları karanlığa. Bir süre sonra alışmak denen o görünmez zehir, damar damar yayıldı hayatlara. Yaraya merhem aramak yerine yarıştılar acıyı normal saymakla. Herkes kendi kuyusunun dibinde başkasının ışığını söndürmeyi bekledi. Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık, sustukça büyüdü içimizdeki boşluk. Çölün ortasında, herkes kendi serabını alkışladı. Kendi konforuna zırh ören cüceler, Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin, oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman. (Şükür, güzel bir erdemdi elbet, ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.) Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca. “Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp zehir evlerine sızınca şaşırdılar. Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
Uzunca bir hidayet öyküsü…
Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar. Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı. Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi. Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Neden delirdin? Waldo asıl sen neden delirmedin?
Sakladıklarımı sormayın. Sorduklarımı saklayın.
Babama karşı hissettiğim sevgi katıksız çekim gücüyle beni içine hapsetmekle tehdit ediyordu. Onu sadece sevmedim, onu putlaştırdım. Bazen ikimiz dünyanın geri kalanından sakladığımız bir sırrı paylaşıyormuşuz gibi gelirdi. Örneğin, sık sık öğretmenlerimin bana ne öğrettiklerini sorardı, dikkatle dinler ve sonra, "Neden?" derdi. Din, ahlak ya da erdem konusunda ne zaman bir soru sorsa, ezberden cevaplarsam ya da papağan gibi tekrarlarsam bunu bilebilir ve, "Peki, bana sadece yaşlı Bay Fayling'in düşüncelerini anlattın" ya da "Yüzyıllar önce yaşayan bir yazarın düşüncelerini biliyoruz. Ama burası ne diyor Haytham?" diyerek elini göğsüme koyardı. Şimdi ne yaptığını anlıyorum. Yaşlı Bay Fayling bana gerçekleri ve mutlak gerçekleri öğretiyordu, babam ise onları sorgulamamı istiyordu. Yaşlı Bay Fayling'in bana vermiş olduğu bu bilginin kökeni neydi? Kim yorumladı ve neden bu adama güvenmeliyim?
Sayfa 34 - Epsilon·Kitabı okuyor
Alıntı
O alimi utandırmamak için çok kibar davrandım ona, köyde üç gün kaldı ama gidip de bir soru bile sormadım ona. Sorularıma cevap veremezse bütün köyün önünde rezil olacağından çekiniyordum. Hayatını bilgisi ile idame ettiriyordu o, gidip de pirinç kasesini kırmak istemedim.
Sayfa 33·Kitabı okudu