Puan vermedi·372 syf.··
2026 27. kitabı
400 sayfadan oluşan inanılması güç, tüyler ürperten bir kitaptı. Hep çocuklarımızı tembih ederiz ya sakın yabancılardan bişey olma yeme diye.Peki korumamız gereken kişi yabancı değil de abi,baba, amca, dayı ya da dede ise. Düşüncesi bile mide bulandırıyor En önemli gördüğüm kısımları buraya yazacağım. Sadece çocuklarını korumak isteyen anneler için… Çocukta cinsel davranışlar 3 yaşında başlar bu normaldir ama yaşının üzerinde ayrıntılı şeyler biliyorsa dikkat edin. çocuklar 10 yaşına kadar kurgu bilmezler ve olayı dümdüz anlatırlar. Siz soru sorarken onu yönlendirmeyin,aşırı tepki vermeyin, ağlamayın ya da korkunuzu belli etmeyin ki içine kapanmasın. Resim çizimleri ayrıntılıysa dikkat edin. istismardan şüpheleniyorsanız ilk 72 saat önemli kesinlikle duş aldırmayın, kıyafetlerini yıkamayın delil olarak kullanılır. iyi dokunma ve kötü dokunmayı öğretin.( anne duş aldırırken seni temizlemek amacıyla dokunabilir ama başka kimse dokunamaz ve göremez şeklinde) Hastahanelerde ÇİM yani çocuk izlem merkezi oluyormuş. Buralara başvurulursa çocuğun daha az ifadesi alınır ve daha az örselenir çünkü buralarda hemşire pedagog psikiyatri polis avukat ve savcı gibi birimler birlikte görev alır ve adli görüşme eğitimi almış insanlar bulunur. Umarım bu yazdıklarıma gerek kalmaz kimse kullanmak zorunda kalmaz. Bilgilendirme amaçlı yazdım.Kitapta çocuğa yönelik istismar anlatılırken bu süreç içinde yaşanılan olaylar sırayla anlatılmış, emniyete gelince neyle karşılaşacakları vs izlenmesi gereken yollar falan her şey yazıyor.İnsan kitap okurken ağlar mı? Bazı sayfalarda gözlerim doldu.Okurken dayanamadığım şeyleri yaşayanlar var malesef Film önerisi: Atlıkarınca ve kitapta geçen bir gerçeği anlatan film olan bodrumdaki kız filmi kitap önerisi: Yıkanmak istiyorum (henüz
Kardeşini DoğurmakBüşra Sanay · Doğan Kitap · 20188bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 6. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 21:20
Ayfer Tunç’un Kapak Kızı romanı ilk bakışta bir “güzel kadın hikâyesi” gibi görünse de aslında toplumun bakışlarını, arzularını ve çürümüş yanlarını anlatan çok katmanlı bir roman. Kitap boyunca merkezde Şebnem vardır ama ilginç olan şey, Şebnem’i hiçbir zaman gerçekten tanıyamayışımızdır. Onu hep başkalarının gözünden görürüz. Belki de romanın en güçlü yanı tam olarak budur. Roman TCDD treninde başlayan parçalı anlatısıyla okuyucuyu ilk başta bilinçli bir karmaşanın içine bırakıyor. Her bölümde yeni karakterler, yeni hayatlar ve birbirinden kopuk görünen hikâyeler açılıyor. Ancak ilerledikçe bu insanların ortak noktasının Şebnem olduğu anlaşılıyor. Böylece roman bir “kapak kızı” hikâyesinden çıkıp insanların Şebnem üzerinden kendilerini açığa vurduğu bir toplumsal aynaya dönüşüyor. Bünyamin karakteri arzularıyla vicdanı arasında sıkışmış bir erkekliği temsil ediyor. Şebnem’i arzularken aynı zamanda onu suçlayan zihniyet, toplumdaki ikiyüzlü ahlak anlayışını görünür hale getiriyor. Ersin’de ise kaçırılmış hayat hissi öne çıkıyor. Şebnem onun için sadece bir kadın değil; ulaşamadığı bir geçmişin ve başka türlü yaşanabilecek bir hayatın sembolü gibi duruyor. Selda ise romandaki en kırılgan ve en yalnız karakterlerden biri olarak öne çıkıyor. Onun Şebnem’le olan bağı açık açık anlatılmasa bile satır aralarındaki sessizliklerde hissediliyor. Romanın en etkileyici tercihlerinden biri, Şebnem’in kendi sesinin neredeyse hiç duyulmaması. Okur sürekli onun hakkında konuşan insanları dinliyor ama Şebnem’i dinleyemiyor. Böylece Şebnem gerçek bir kişiden çok, herkesin kendi anlamını yüklediği bir boşluğa dönüşüyor. Erkekler onu arzu nesnesi, kadınlar tehdit ya da merak unsuru, bazıları ise kaçış hayali olarak görüyor. Ancak bütün bu bakışların arasında gerçek Şebnem
1000Kitap
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,6bin okunma
Reklam
John Steinbeck /Fareler ve insanlar
Puan vermedi·116 syf.··
2026 28. kitabı
John Steinbeck /Fareler ve insanlar Kitap 1937 yılında yazılmıştır O yıllar 1929 yılında başlayan ve dünyayı etkisi altına alan büyük burhan dönemine denk düşmektedir , Hollywood’un Amerikan rüyasının yaşandığı yıllar Steinbeck kitabı ilk başta tiyatro kitabı şeklinde tasarlamış daha sonra romana çevirmiştir bu yüzden de kitabın dili roman gibidir karakterlerin analizini çok fazla inmesin ve bu yüzden de kitap okurken bazı soru işaretleri ile karşılaşabilirsiniz Toplumsal gerçeklik tarzında yazılmış bir kitaptır İşçilerin ve insanların yokluk ve yoksulluk içinde yaşadıkları krizleri el arıyor Romanı vermek istediği bir diğer mesajda, burjuva sınıf haricinde ötekileri arasında birlikteliği yok olması, kendi içlerinde birbirlerini ötekileştirmeleri, ve çoğunun hayali büyük üyesi bir üst sınıfa çıkmaktır, Amerikan rüyası. kitapta Kaliforniya’da çiftlikten çiftliğe dolaşarak karın tokluğuna çalışan, müziğin engelli birbiriyle zeki ve kurnaz olan iki göçmen içinin hayatını anlatır Kitaptaki belli başlı karakterlere ve özelliklerini baktığımızda George Milton: Hayatın tüm yükünü omuzlarında taşıyan rasyonel taraftır. Lennie olmadan çok daha rahat bir hayat sürebilecekken, lennie nin teyzesinin ölümünden sonra ona verdiği söz ve içindeki derin dostluk bağından dolayı Lennie’yi asla bırakmaz. Aslında ikisi bir birini tamamlar , biri akıldır diğer güçtür Lennie Small: Devasa bir fiziksel güce sahip olmasına rağmen çocuksu bir masumiyete ve zihinsel engelle sahip olan karakter. Yumuşak şeylere dokunma tutkusu, trajik sonunu hazırlar Curley( çiftlik sahibinin oğlu) çiftlik sahibinin oğlu olduğu için ayrıcalıklıdır ancak fiziksel olarak ufak tefek biridir. Bu durum onda ciddi bir aşağılık kompleksine yol açar. Kendisini kanıtlamak için sürekli uzun boylu ve güçlü
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · İletişim Yayınları · 2024211,4bin okunma
Puan vermedi·468 syf.··
2026 15. kitabı
CADI ÜÇLEMESİ 1 - SON CADI Merhaba arkadaşlar, bugün sizlere @kaktusyayinevi nden @semakarakurtw kaleminden #cadıüçlemesi serisinin ilk kitabı #soncadı yla geldim. Geçmişin derinliklerine uzanan bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız? Kehanetlerin gölgesinde şekillenen olaylar, unutulmuş sırlar ve geçmişten gelen fısıltılar... Akça annesinin ölümünün ardından hayatını yeniden düzene sokmaya çalışıyorken kendisini açıklayamadığı olayların içinde buluyor. Gördüğü gerçekçi rüyalar sıklaşan bayılmaları ve karşısına çıkan gizemli insanlar hayatının aslında sandığından çok daha farklı olduğunu gösteriyordu. Bir falcının söyledikleri ve ardından öğrendiği sırlar onu geçmişinin izini sürmeye yönlendiriyordu çünkü Akça'nın cevaplaması gereken çok önemli bir soru vardır. Gerçekte kimdi? Araştırdıkça ve geçmişine dair parçaları birleştirdikçe sıradan biri olmadığını öğreniyor. Kadim bir kehanette adı geçen defalarca doğacağı söylenen cadıydı. Akça eğer bu gerçeği kabul ederse onu bekleyen tehlikeleri de beraberinde getirecekti. Karanlık güçler uyanmaya başlamıştı bile. Yıllardır mühürlü kalan sırlar gün yüzüne çıkıyordu. Akça'nın içindeki gücü keşfetmesi ve kaderiyle yüzleşmesi gerekiyordu. Mitoloji, antik inanışlar, ezoterik öğeler ve cadı kültürüyle iç içe bir kitap. Özellikle Mürver Ağacı'nın etrafında şekillenen gizem ve geçmişten gelen fısıltılar farklı bir derinlik katıyor. Mürver Ağacı yalnızca bir detay değildi aynı zamanda Akça'nın geçmişiyle olan bağını güçlendiren ve olayın atmosferini güçlendiriyordu. Rüyalar, ritüeller ve geçmiş yaşamlarla ilgili bölümler de bu atmosferi daha etkileyici hale getiriyordu. Fantastik kurgulara, kadim kehanetlere, cadılara ve gizemli atmosferleri okumayı seviyorsanız bu kitabı kesinlikle okumalısınız. Serinin devamında Akça'yı ve
Son CadıSema Karakurt · Kaktüs Sanat Yayınları · 202513 okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 152. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 00:00
"İSTEDİĞİM İNSAN OLMA YOLUNDA" "İnsanın ruhsal yolculuğu bir merdiven gibi değil, bir sarmal gibi ilerler; aynı noktaya benzer duygularla dönsek de her dönüşte yeni bir farkındalık kazanmış oluruz." Hayat uzun bir yolculuk. Kimimiz dümdüz yolda giderken kimimiz kaygan, taşlı, dik yokuşlardan geçiyoruz. Bazen bir tümsek sarsıyor bizi, bazen uzun bir düzlük yanıltıyor. Biz ise bu yolculukta sadece sınırlı yolcularız. Bu yolculukta en çok ihtiyaç duyduğumuz şey nedir? Çoğumuz “reçete” deriz. Bize ne yapacağımızı söyleyecek, bizi hızla iyi hissettirecek bir cümle, bir formül ararız. Ama ya iyi hissettiren cümleler, tam da bu yüzden bizi asıl gerçeklikten uzaklaştırıyorsa? “Kendine güven”, “pozitif kal”, “kimseye ihtiyacın yok”, “her şey senin elinde”… Bu cümleler kulağa ne kadar tanıdık, değil mi? Ancak bu reçetelerin çoğu, insanın kırılganlığını yok sayan, eksik ve indirgemeci bir dil taşıyor. “İstediğin insan olmak” denildiğinde akla gelen ilk şey, çoğu zaman “daha başarılı, daha güçlü, daha mutlu” olmak oluyor. Oysa istediğimiz insan, belki de tam tersine, kırılganlığına evet diyebilen, başarısızlığıyla yüzleşebilen ve mutsuzluğunu inkar etmeyen biridir. Her insanın içinde sessizce yankılanan bir soru vardır: Gerçekten ben kimim? Ve daha da önemlisi, kim olmak istiyorum? Bu soruların peşine düşmek, insan olmanın belki de en kadim ve en kıymetli yolculuğudur. “İstediğim insan olma yolunda” olmak, bir varış noktasına ulaşmaktan çok, yürüdüğümüz yolun kendisidir. Ve bu yol, göründüğü kadar düz ve aydınlık değildir; inişleri çıkışları, kaygan taşları, derin tümsekleri ve bizi bekleyen karanlık virajları vardır. Gerçek yolculuk, popüler söylemlerin dayattığı bu “kusursuz insan” illüzyonundan sıyrılmakla başlar. Çünkü sahte bir hedefe yürümek, insanı kendi gerçekliğinden
Edebiyat
İstediğim İnsan Olma YolundaEsra Oras · Timaş Yayınları · 202620 okunma
Toplumsal Çöküş
Puan vermedi
Bir toplumda ahlaki ve vicdani çöküş ne zaman başlar? Herkes yanlışlara karşı "kör" olursa o toplumda değerlerden söz edilebilir mi? Ahlaktan uzaklaşırsa ne denli vahşileşebilir insanlar? Bu kitap bütün bu sorulara yanıt veriyor. Bir gün bütün dünyada körlük salgını başlıyor. Bunun bir salgın olduğunu anladıklarında körlük hastalığına yakalanan birkaç kişiyi bir akıl hastanesinde karantinaya alıyorlar. Üstelik gün geçtikçe daha çok insan geliyor hastaneye. Kapıya askerler koyuluyor, insanların hastaneden çıkması yasaklanıyor. Kaçmaya çalışanlar askerler tarafından devlet eliyle öldürülüyor. Hiçbir ilk yardım malzemesi yok. Bu sebeple bir adam bacağındaki yara enfeksiyon kaptığı için ölüyor üstelik. Peki bütün bunlar olurken sadece bir kadının görebildiğini söylesem. Kör olan kocasını karantinada yalnız bırakmak istemediği için kadın görevlilere Kör olduğunu söylüyor ve kocasıyla birlikte karantinaya alınıyor. Ama bir süre sonra körlük herkese bulaşıyor ve kapıdaki askerler de gidiyor. Hastanede çıkan bir yangın sonucu karantinadaki yüzlerce insandan sadece birkaç kişi hayatta kalıyor ve şehre iniyorlar. Ama şehirde de durumlar en az hastanedeki kadar kötü. Herkes kör olduğu için elektrikler ve sular kesilmiş, insanlar evleri ve dükkanları yağmalamış üstelik herkes bunu normal karşılıyor. İşin en can alıcı noktası ise kilisedeki figürlerin gözleri beyaz boya ile boyanmış. Sanki din bile kör olmuş, yanlışları göremeyecek duruma getirilmiş insanlar tarafından. Peki herkesin bir anda gözü açılırsa ne olur? İnsanoğlu kaybettiklerini nasıl yerine koyar? Günümüzdeki insanları anlatıyor diye düşünmüştüm bu kitabı okuduğumda. Gerçekten insanlar yanlışları çok kolay görmezden gelip normalleştiriyorlar bugünlerde. İşte toplumsal çöküş tam bu noktada başlıyor. Şimdi bu yazıyı
Duygu ve Düşünce
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,8bin okunma
Reklam
Reklam