Benim işimin çoğu gözlemlemekti. Etrafta doğru kişi olduğunu göremezsem soru bile sormazdım.
Sayfa 22 - Alakarga Sanat Yayınları·Kitabı okuyor
"Acaba ben onun yerinde olsam ne hissederdim?" Bu çok basit ama insanın insanlığını tanımlayan çok temel bir soru.
Kemal Sayar·Kitabı okuyor
Reklam
"Sen benim sevgiyi bilmediğimi mi zannediyorsun, sen benim aşkı tatmadığımı mı zannediyorsun, sen benim mabedim olmadığını mı zannediyorsun? Elimde silah, gözümde kan var diye, gönlümün kanamadığını mı zannediyorsun.. N'olur sadece dinle? Bana bakmadan, soru sormadan dinle...Öyle çok sevdim ki, onsuz yaşadığım her ani eksik yaşadı. Öyle çok sevdim ki, onu yaşatabilmek için kendimi öldürdüm..."
Alıntı
Devletin adaletin örgütlenmesini üstlenmesinden ve bu işi bürokrasisine yüklemesinden bu yana, "benim yargıcım kim olacak?" sorusunun hiçbir anlamı yok; fakat ortaçağda, özellikle de özyargı özyönetim anlamına geldiğinden, bu soru temel bir öneme sahipti.
Sayfa 160·Kitabı okuyor
- "Yenildik." - "Efendim?" Nesrin örgüsünü dizlerine indirmişti. Soru açık elâ gözlerinde, ona bakıyordu. "Hoca" sarışın aydınlıklarının bütün gürlüğü ile pencereyi dolduran tarlaları gösterdi: "Ne güzel." Bu sözü Nesrin'e geçen iki yılın eylüllerinde de, nisan veya şubatlarında da, böyle sarışın ikindilerde veya ovanın kül rengi bir duman ardında ve karların lâpa lâpa yağışı ile sonsuzlaştığı sabahlarda da söylemiş, belki yüzlerce defa söylemişti. Ama çok eskidendi; çünkü o zamanlar, bu sözün her söylenişinde görünüş yenileşir, an yenileşir, Doğanbeyli bucağı yenileşir, hayat, duygular yenileşirdi. Onlar çok eskidendi, bir ömür öncesinindi ve Nesrin, şimdi, bu söz ile, şu dar, şu değişmez görünüşe zincirlenişini düşünebilir, sinirlenebilirdi: Büyü bozulmuştu bir kere. "Hoca" böyle sanıyordu. Otuz yedinci yaşın metelik etmeyen üzgünlüğünü silkip atmak için deli bir hırs duyuyor, fakat hangi çareye baş vurursa vursun bayağılaşacağından korkuyordu: Kaderi, güzel bir şeylerin umulabileceği o günlerde değil, işte şimdi Nesrin'e bağlıydı. Nesrin ise bu tatil günlerinin öğle sonlarında okula -şüphesiz gene "hoca" orada olduğu için- gene hep o aydınlık yüzüyle geliyor, fakat artık işte bu saatlerde, ötekinin bayırın altından, mindere çıkan bir başpehlivan gibi görüneceği sıralarda kapanıyor veya hırçın, hattâ alaycı bir hal alıyordu. Neden? "Hoca" hayır, geçen günleri düşünmek, hesap defterlerini didiklemek istemiyordu. "Gün akşamlıdır devletim; dün doğduk, bugün ölürüz" diyebilmeliydi.
Sayfa 231·Kitabı okuyor
“Doğrusu biraz aptal olan ve belki de bu aptallığı yüzünden sevdiğimiz birinin birdenbire akıllanması pek de hoşa gidecek bir şey değildir.”
Sayfa 84
Reklam
Reklam