10/10
·280 syf.··
2026 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 17:56
Yazarin kalemi ile Hizmetçi serisiyle tanıştım ve o günden beri kendimi onun kurduğu psikolojik gerilim dünyasının içinde buluyorum. Hizmetçi, İş Arkadaşı, Kilitli Kapı derken sıra D Koğuşu'na geldi. Yazarın kaleminde en sevdiğim şeylerden biri, okuru sürekli tetikte tutmasi. Olayların gidişatını çözdüğünü düşündüğün anda ortaya çıkan yeni bir detay, bütün tahminlerini yeniden gözden geçirmene neden oluyor. D Koğuşu da o alıştığım sürükleyici anlatımı ve ters köşeleri son sayfaya kadar koruyan bir kitaptı. Düşünsenize, gecenin bir yarısı, dış dünyayla bağlantınızın kesildiği kilitli bir psikiyatri koğuşundasınız. yada bosverin dusunmeyin, fena tedirgin ediciydi Etrafınızdaki insanların hangisinin gerçeği söylediğinden de emin değilsiniz. Amy'nin yaşadığı bu uzun gece boyunca ben de sayfaları büyük bir merak ve gerginlikle çevirdim. Çünkü her yeni bölüm, cevaptan çok yeni bir soru bıraktı.. Her şey sıradan bir gece nöbeti gibi başlıyor. Fakat D Koğuşu'nun ağır kapıları kapandığında, Amy için geri dönüşü olmayan bir gece de başlamış oluyor. Koridorlarda dolaşan sırlar, geçmişten gelen hesaplaşmalar ve giderek artan belirsizlik hissi, kitabın gerilimini sayfa sayfa yükseltiyordu. Tam olayları çözdüğünüzü düşündüğünüz anda ise yazar yine sahneye çıkıp bütün tahminlerinizi altüst ediyor, sanırım bu yazarın en sevdigi şey Kitabi okurken, bir an bile rahat hissetmedim kendimi. Sürekli bir şeylerin ters gideceğini tahmin ediyorum ama neyin ne zaman ortaya çıkacağını kestiremiyorum. Ve belkide Freida McFadden'ın kitaplarını bu kadar sevmemin nedeni de tamda bu. okuru hikâyenin içine çekip onunla birlikte şüphelenmeye, sorgulamaya ve şaşırmaya zorlaması. Sessizlikte okuyorken seslere kulak karartmak, arkanızı kollamak kaçınılmaz bu kitabıyla da..
D KoğuşuFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20243,583 okunma
8/10
·248 syf.··
2026 42. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 14:50
Biri, Hiçbiri, Binlercesi / Luıgı Pırandello Nobel ödüllü İtalyan yazar Pırandello tarafından kaleme alınmış bu eser felsefi boyutlarıyla insana birçok soru sorduran, farkettiren ve hazmettiren bir kitaptı. ‘ İşte; kendi adına o da bir nevi “hiçbiri”ydi. Ama bu belki de, herkesin gözünde “biri” olmanın yoluydu. ’ Karakterimiz Moscarda bir gün karısı tarafından eleştiriye maruz kalır. Burnunun yamuk olmasıyla ilgili görüş bildiren karısı Moscarda’nın varoluşsal sancılar çekmesine vesile olur. Moscarda, o güne kadar burnun yamuk olduğunu hiç farketmemişti. Onu kendi yapan, bu dünyada temsil ettiği tüm özellikleri barındıran bedeninde demek ki dışarıdan böyle kusurlu bir görüntü vardı. Artık her konuştuğu insan onu yamuk burnuna bakıyormuş gibi hissediyor, her ne kadar iyi özelliklere sahip olursa olsun burnundan dolayı kimsenin onu ciddiye almayacağını düşünüyordu. Bu başlangıç noktasından çıkan düşünceleri çok farklı noktalara evrilmeye başladı. Moscarda, bu dünyada benliğini temsil edebilmesi için bu bedeni emanet olarak almıştı. Yani bu beden aslında Moscarda değildi. O, bu bedenin içindeydi, onun benliği bu bedenle sınırlı değildi. Ama insanlara bunu nasıl anlatabilirdi ? O kim olursa olsun karşısındaki insan onu nasıl görüyorsa, hangi kalıba sıkıştırdıysa öyle olmak zorundaydı. Moscarda bile tam olarak kim olduğunu bilmiyorken insanlara gerçek benliğini gösteremezdi. Bu yüzden öncelikle o kendini tanımalı, kendine dışarıdan bir gözle bakmalıydı. İşte böyle geçti ayna karşısına, bol bol konuştu kendiyle. Karşısında duran insana uzaktan bakarak sorunlarının çoğunu çözeceğine inanıyordu. Düşünceler birbirini kovalarken ucu bucağı olmayan bir karanlığa düştü. Toplumun önyargıları üzerinde durmayarak yoluna devam etti ve kendi benliğinin özgürlüğüne doğru bir yola çıktı…
Biri, Hiçbiri, BinlercesiLuigi Pirandello · İthaki Yayınları · 20215,7bin okunma
Reklam
karanlık bir sorgu odası
Puan vermedi·524 syf.·
2026 48. kitabı
İnsanın kendi hayatını yaşadığını sandığı bir anda tarihin ağır ve paslı eliyle ensesinden tutulup başka bir zamana fırlatılmasının romanı. Burada zaman yalnızca saatlerin, ülkelerin, haberlerin ve diplomatik görüşmelerin içinde akan bir şey değildir; zaman, insanın içinden de geçer, kimi insana yarını bekletir, kimi insanın yarınını daha o gün elinden alır. Bu yüzden romanı okurken yalnızca yaklaşan bir savaşın uğultusunu değil, savaş henüz başlamadan çoktan yenilmiş insanların iç seslerini de duyarız. Sartre, savaşı tanklarla, cephelerle, üniformalarla anlatmadan önce, bekleyen insanların terinde, gazeteye eğilmiş gözlerinde, kapalı panjurlarda, bir odanın içindeki sıkıntılı havada, bir ülkenin satılmışlık duygusunda ve kitlelerin aptalca sevinçlerinde gösterir. Yaşanmayan Zaman, bana kalırsa Sartre’ın en güçlü roman tekniklerinden birini bütün ağırlığıyla taşıyan kitaplardan biri. Bir yanda Avrupa’nın siyasi haritası yerinden oynarken, diğer yanda tek tek insanların küçük, kırılgan, çoğu zaman zavallı hayatları akmaya devam eder. Kimi aşkı düşünür, kimi korkusunu saklamaya çalışır, kimi bir gazeteden gelecek habere tutunur, kimi kendi cesaretini ancak felaket kapıya dayandığında ölçebilir. Sartre burada insanı soyut bir özgürlük fikri içinde bırakmaz; onu bir odanın, bir ülkenin, bir bedenin, bir korkunun ve bir karar anının içine kapatır. Özgürlük artık güzel bir kavram değildir. Özgürlük, insanın kaçamadığı şeydir. Seçmemek bile bir seçimdir ve roman boyunca insanın omuzlarına çöken asıl ağırlık budur. Kitabın en çarpıcı taraflarından biri, tarihin büyük cinayetlerinin çoğu zaman büyük gürültülerle değil, tekdüze seslerle, diplomatik cümlelerle, bekleme salonlarında, otel hollerinde ve rahat uykuların ortasında işlenmesidir. Sartre bunu çok iyi bilir. Kitleler
1000Kitap
Yaşanmayan ZamanJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2019964 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 84. kitabı
Hayat koşturmacasında bazen kendimize sormayı en çok ihmal ettiğimiz soru şu oluyor: Ben gerçekten kimim? ​ Bazen okuduğunuz bir kitap, tam da ihtiyacınız olduğu anda karşınıza çıkıp ruhunuza iyi gelen bir arkadaş gibi davranır ya; bu kitap da tam öyle hissettirdi. ​Sadece bilgi veren, teorik bir eser değil bu. Günümüzün o bitmek bilmeyen daha fazlasına sahip olma yarışının içinde, aslında en çok kendimize uzaklaştığımızı hissettiğim anlarda bu satırlara sığınmak çok iyi geldi. ​Kitap bana, insanın sadece et ve kemikten ibaret olmadığını,kalbimizin derinliklerinde saklı, keşfedilmeyi bekleyen o muazzam hazineyi hatırlattı. İnsan olmak aslında sadece yaşamak değil, o varoluş gayesinin ağırlığını nezaketle ve şükürle taşıyabilmekmiş. Bu kitap bunu bana yeniden öğretti. ​Belki siz de benim gibi, hayatın gürültüsü arasında biraz sessizliğe, biraz da özünüze dönüp insan olmanın o inceliklerini hatırlamaya ihtiyaç duyuyorsunuzdur. Eğer Kendimi bulmam, unuttuğum o değerleri yeniden yeşertmem lazım diyorsanız, bu kitap tam da aradığınız o huzurlu molayı size verebilir. . . Sizce modern dünyanın hızı içinde, ruhumuzun derinliklerinde saklı o asıl kimliğimizi korumak mı daha zor, yoksa onu yeniden keşfetmek mi? Yorumlarda buluşalım
Eşref-i Mahlukat İnsanAbdurrahman Tuncel · Harika Yayınları · 20266 okunma
Puan vermedi·848 syf.··
2026 276. kitabı
İki ayrı dünyadır: Wittgenstein, özü aynı olan. Büyük bir dönüş ve bitmeyen felsefe. Çünkü o Tractatus’un önsözünde şunları yazmıştı: “Kitap felsefe sorunlarını ele alıyor ve-sanıyorum- gösteriyor ki, bu sorunların soru olarak ortaya çıkmaları, dilimizin mantığının yanlış anlaşılmasına dayanır.” ve devam eder “Böylece, şu kanıdayım ki, sorunları özlerinde sonuna dek çözdüm.”1 der, önsözünün sonlarında. Fakat yanılmıştı Wittgenstein. O, tüm sorunları çözdüğüne inandığı felsefeyi tamamen bırakarak, artık hiç geri dönmeyeceğini sanarak, kendine, felsefesine uygun olarak iş aramaya koyuldu. Çünkü babasından kalan mirasın bir kısmını entelektüel çevreye, geri kalan kısmını ise kız kardeşine bağışlamıştı. Onun için yapacak tek bir şey kalmıştı, tüm sorunları çözdüğüne inandığı felsefeden sonra kendisinin inandığı felsefeyle bağlantılı iş yapmasıydı. Şüphesiz ki onun bu fikirlerinin oluşmasını sağlayan kendisinin defalarca okuduğunu söylediği Tolstoy’un İncil’i, Thakur’un fikirleri ve belki de Schopenhauer olmuştu.Belki de o artık Tolstoy’un İncil’indeki Wittgenstein’a gösterdiği yolu aramak üzere, bir İsa yaşamı, yani basit bir yaşam modeli belirleyerek mutluluğa ulaşmakdı.2O, Birinci Dünya Savaşı’na katıldığı zaman da şöyle bir not almıştı: “Mutlu bir biçimde yaşamak için ne yapman gerektiğini biliyorsun .” der. Yine devam eder: “Neden yapmıyorsun peki? Çünkü akılsızsın. Kötü hayat akıldan yoksun hayattır.” Ve bunun için Wittgenstein Tanrıya dua eder; kendisine güç vermesi için.3İşte onun mutlu biçimde yaşaması için bildiği şey ise, bir İsa hayatı gibi basit ve yalın bir yaşam sürmesiydi. (O, basit yaşam için, giyimine dahi dikkat etmeye başlamıştı. Ömründe tüm bu geçiş aşamasından sonra çok nadiren kravat takmaya başlamıştı.4) Bunun içinde mirasını dağıttı ve kırsal da
WittgensteinRay Monk · Kabalcı Yayınevi · 200533 okunma
10/10
·614 syf.··
2026 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 19:31
Anna Tsintsadze ~ Litih'in Gözyaşları 2 merhabalaar bugün okurken canımdan can giden bir kitapla geldim •Spoiler içermektedir. Bu kitapta, birinci kitaptaki merak ettiğimiz her şeyin perde arkasını öğreniyoruz hemde detaylı bir şekilde. Aklımızda soru işareti kalmıyor. İlk kitabı çok sevip bazı detayların özellikle anlatılmasını onları okumayı istiyordum ve bu kitapta o anları fazlasıyla okuduk. Sanırım seride favori kitabım bu kitap olacak Birinci kitapta Uygar'ı anlamıyordum, hatta pek sevmiyordum ama bu kitapta Uygar'ı anladım, Meira'dan nefret ettim. (Hala aklım yaptıklarını almıyor) Sürekli bu kadar şeyi nasıl yaptığını sorguladım. Örgütün başına geçmesi, oyun olarak atın üstüne binip insanları... Sonra Uygar onu buluyor ve düzeltiyor sanki? Özellikle son sayfalarda buna inanmak istiyorum çünkü çok değişti. Uygar'ı ise bu kitapta sevdim. Aynı zamanda birisinin aşkı takıntıya dönüşürse ne kadar ileri gidebileceğini, uğrunda neleri feda edebileceğini göz ardı edebileceğini gördüm. Meira bu son bölümlerde beni kendisine inandırmayı başardı ama hatta Mertle barışmaya bile çalıştı. Onların sahnelerini okumayı çok sevdiğimi farkettim. Serinin devamında onların daha çok sahnesini okumayı çok isterim Kitabın sonunda felaket bitti. Travma bıraktı resmen bende akıma geldikçe sonunu açıp okuyorum. O kadar yaraladı ki beni lütfen üçüncü kitap gelsin devamında neler olduğunu çok merak ediyorum
Lilith'in Gözyaşları IIAnna Tsintsadze · Lapis Kitap · 2025230 okunma
Reklam
Reklam