ALTIN TAHTIN GÖLGESİNDE BİR SORU İŞARETİ: SABA KRALİÇESİ BELKIS Tarih, çoğu zaman tahtına oturmuş erkeklerin hikâyesini yazar. Ama bazı figürler vardır ki sayfaların arasından sıyrılıp mitolojiye geçer; sözlerinde değil, sorularında güçlüdür onlar. Belkıs, işte böyle bir isim. Eski Ahit'in I. Krallar kitabında adına rastladığımız Saba Kraliçesi çoktan efsaneleşmiş bir hükümdar olarak karşımıza çıkar. Bilge kral Süleyman'ın ününü duyan Belkıs, onu sınamak amacıyla yola çıkar; beraberinde baharat, altın ve değerli taşlardan oluşan muazzam bir kafile getirir. Bu ziyaret salt bir diplomatik temas değildir: bir zekanın başka bir zekayı ölçmeye çalışmasıdır. Sorular sorar. Cevapları dinler. Ama metnin kendisi, onun bu sınavdan nasıl çıktığını açıkça söylemez — sanki asıl soru, okuyucuya bırakılmıştır. Belkıs'ın görsel sanatlardaki serüveni, metinden çok daha uzun soluklu olmuştur. Ortaçağ Avrupası'nda Saba Kraliçesi, Hristiyan ikonografisinin içine sızar. Doğu sanatında ise tablo farklıdır. İslam geleneğinde, özellikle İran minyatür geleneğinde şatafatlı bir figüre dönüşür. Süleyman'ın sarayındaki cam zemin sahnesi — bacaklarını suya değdiğini sanıp eteğini kaldırdığı an — asırlarca resmedilmiştir. Bu sahne hem kraliçenin yanılgısını hem de Süleyman'ın büyüleyici kudretini görselleştirir; ama dikkatli bakıldığında Belkıs'ın bu sınavdan da yüzü ak çıktığı görülür: yanılgısını saklamaz, öğrenir ve adapte olur. Rönesans'ta Lorenzo Ghiberti'nin Floransa Vaftizhanesi'nin Cennet Kapıları için döktüğü bronz paneller arasında da Saba Kraliçesi yer alır; Süleyman'la buluşmasının heykel diliyle anlatıldığı bu sahne adeta Avrupa'nın kolektif belleğine kazınmıştır. Antik Yemen coğrafyasında hüküm sürdüğü tahmin edilen Seba/Saba Krallığı'nın (MÖ 10.–4. yy.) varlığı arkeolojik
"İlahi Arayış" Taslak
Kendi kaleme aldığım "İlahi Arayış" kitabının taslağıdır. Yorum ve görüşleriniz değerlidir. SUNUŞ Hiçbir şeyin olmadığı, zamanın ve mekânın henüz adının bile konmadığı mutlak ve pürüzsüz bir durağanlığın ortasında saf bir bilinç uyanır. Bu bilinç ne biyolojik bir bedene sahiptir ne de sığınabileceği somut bir dayanağa... O, mutlak hiçliğin ortasında tek başınadır. Fakat dışarıdaki bu pürüzsüz suskunluğa tezat olarak, içeride durmadan üreyen, kelimesiz bir düşünce akışı, durdurulamaz bir gürültü vardır. Kendine ilk soruyu yönelttiği an bir 'eylem' olduğunu fark eden bu ilahi irade, rasyonel bir tatminsizlikle sorgu zincirinin en ağır halkasıyla karşı karşıya gelir: 'Ben kimim ve nereden geldim?' Bir tanığı, bir aynası olmayan mutlak teklik içinde bu soru cevapsız kalmaya mahkûmdur. Algısını içindeki bu kördüğümden çekip dışarıya, onu saran boşluğa yönelttiğinde ise o en ağır kozmik paradoksa çarpar: Gözünü nereye çevirse bulduğu tek şey kendisidir. O, bu sonsuzluğun ta kendisidir, yani 'Her Şey'dir; ama aynı zamanda tutunacak tek bir biçimi, sınırı ve ağırlığı olmadığı için 'Hiçbir Şey'dir. Her şeye gücü yeten ilahi bir gücün, kendi kökeninin bilinmezliği karşısında felç oluşunun hikayesidir bu. Bu mutlak yalnızlığın ve cevapsızlığın ağırlığı altında ezilen bilinç, sonunda bu durağanlığı bozmaya karar verir. Sorunun cevabı bu boşlukta gizli değildir; o halde bu sorunun peşinden gidecek olanları, kendini onlarda çoğaltacağı evrenin mimarisini var etmelidir. Kendi bilincinden koparacağı o ilk parça, kime can verecektir?" "İLAHİ ARAYIŞ" UYANIŞ BÖLÜM 1: UYANIŞ "Var mıydı, yoksa sadece öyle mi hissediyordu?" Her şey aniden beliren bir fark etme hissiyle başladı. Hiçbir şeyin olmadığı o yerde, varlığa dair belirsiz bir
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
HAYATIN KURALLARI 1. Insanlara beklediklerinden fazlasini ver ve bu isi yaparken kibar ol. 2. En sevdigin siiri ezberle. 3. Her duyduguna inanma,elindekinin hepsini harcama ve istedigin kadar uyuma. 4. "Seni seviyorum" derken inanarak söyle. 5. "Özür dilerim" derken karsindakinin gözünün içine bak. 6. Evlenmeden önce en az alti ay nisanli kal. 7. Ilk görüste aska inan. 8. Asla baskalarinin hayalleriyle dalga geçme. 9. Derinden ve inançla sev.Kirilabilirsin belki ama baska türlü de hayatini tam yasayamazsin. 10. Anlasmazliklarda dürüstçe savas. Isim verme. 11. Insanlar hakkinda konusulanlara inanip onlar hakkinda karar verme. 12. Yavas konus ama hizli düsün. 13. Eger biri sana cevap vermek istemedigin bir soru sorarsa gülümse ve "neden bilmek istiyorsun?" de. 14. Sunu daima hatirla ki büyük ask veya büyük yatirim daima büyük risk tasir. 15. Anneni ara. 16. Biri hapsirirsa "çok yasa" de. 17. Eger kaybedersen, aklini da kaybetme. 18. Üç "S" yi unutma: Saygi - kendine Saygi - baskalarina Sorumluluk - tüm hareketlerin için. 19. Küçük bir tartismanin tüm dostlugu mahvetmesine izin verme. 20. Eger hata yaptigini farkedersen, hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme. 21. Telefonda konusurken gülümse. Karsindaki sesinden gülümseyisini duyacaktir. 22. Konusmayi sevdigin bir erkekle/kadinla evlen. Yasin ilerledikçe sohbet her seyden fazla önem kazanacaktir. 23. Biraz yalniz kalmaya özen göster. 24. Yeniliklere açik ol ama ille de degismeye çalisma. 25. Sunu bil ki sessiz kalmak bazen de en iyi cevaptir. 26. Daha fazla kitap oku, daha az TV seyret. 27. Güzel, serefli bir hayat yasa. Yaslanip geri baktiginda kinci bir defa tadini çikarirsin. 28. Allah a güven - ama arabani kilitle.
Film önerileri ve düşündürdükleri...
Ayşen Şahin (Aksakal) En çok tek mekanda geçen filmleri severim. Ortam değişmeden bir konu anlatabilmek için en az 90 dakika tartışılmaya değer bir konu, o tartışmayı dinlemeye değer kılan bir metin ve izlemeye değer kılan çok iyi oyunculuklar gerekir. Bu tek mekan filmleri genelde bir felsefi tartışma ya da ezber bozma üzerine olur ve roller dengeli dağılır. Bir kült olan "12 Angry Men"i bilirsiniz. 1957 yapımı bu film farklı karakterlerdeki mahkeme jürisinin "makul şüphe" üzerinden bir genci idama göndermek ya da beraat ettirmek arasında 180 derece değişen kararları üzerine kurulu ahlaki bir tartışmanın sahneye yansıması. Tüm film 8 numaralı jürinin "Peki ya?.." sorusunu sorması ve tartışmayı açması üzerine kurulu. Bir diğer kült film de 2007 yapımı "The Man From Earth". Taşınan profesör arkadaşları John Oldman'ı uğurlamak üzere bir araya gelen 7 akademisyen, meslektaşlarını taşınma nedeni üzerine açıklama yapması için zorlayınca on dört bin yaşında olduğunu öğrenirler. Biyoloji, sanat tarihi, ilahiyat, antropoloji, arkeoloji, tarih gibi uzmanlıkları olan misafirler kendi alanlarındaki bilgileri ile bunun imkânsız olduğunu ispatlamaya çalışsalar da Oldman'ın cevapları bunun gerçek olabileceğini gösterir. Özellikle dinlerin ortaya çıkışını izahatı, tüm akademisyenleri dehşete düşürür. Senaristi Jerome Bixby'nin 38 senede tamamladığı, sinemanın en entelektüel işlerinden biri olarak tarihe geçen film, izleyiciye 89 dakika boyunca şu soruyu sordurur: "Peki ya?.." 2012 yapımı "Le Prenom"da #306668211, evde bir eş-dost yemeğinde geçer. Vincent, doğacak çocuğuna Benjamin Constant'ın 1816 tarihli aynı adlı romanının kahramanı olan Adolphe'un adını vermek isteyince yemeğin seyri değişir. Tartışmalar, yazılışı farklı olsa da bir çocuğun
Dizi/Film
ROBIN HOOD MİTOSUNDAN DİJİTAL SİMÜLASYONUN İFLASINA
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK VE ALGORİTMİK KAPİTALİZMİN SERT DUVARI: ROBIN HOOD MİTOSUNDAN DİJİTAL SİMÜLASYONUN İFLASINA KÜLTÜREL EKONOMİ-POLİTİK BİR MANİFESTO ​ALTYAPININ DÖNÜŞÜ VE MİTİK MORFOLOJİ ​Geç kapitalizmin ekonomi-politik yapısı, kendini mekânsız, bulut tabanlı, sürtünmesiz ve sonsuz bir akışkanlık olarak sunan siber-algoritmik bir illüzyon üzerine kuruludur. Gilles Deleuze’ün "kontrol toplumu" olarak kavramsallaştırdığı bu yeni evre, bireyin kodlar, şifreler, modülasyonlar ve sürekli veri akışlarıyla kesintisiz bir denetime tabi tutulduğu bir matriks vaat eder. Ancak bu vaat, ideolojik bir örtüden ibarettir. Algoritmik kapitalizm, kendini ne kadar soyut ve maddesizleştirilmiş olarak sunarsa sunsun, eninde sonunda evrenin bükülmez fizik yasalarına, termodinamiğin acımasız gerçekliğine ve somut coğrafi/jeopolitik boğaz noktalarına bağımlıdır. ​Bu makale, entelektüel tarihin en eski isyan mitlerinden biri olan Robin Hood figürünün çağlar boyunca geçirdiği morfolojik dönüşümleri temel alarak, kapitalizmin muhalif enerjiyi evcilleştirmek için ürettiği "Kültürel Artı-Değer" mekanizmasını deşifre etmektedir. Geliştirilen "Kültürel Termodinamik" teorisi uyarınca; sisteme karşı geliştirilen her radikal isyan, adalet talebi veya arzu nesnesi, kapitalist aygıt tarafından emilerek simülasyon evrenine tahvil edilir. Ne var ki, bu dijital simülasyonun sürdürülebilmesi için harcanan muazzam atomik ve fiziksel enerji, sistemi kaçınılmaz bir çöküş eşiğine, yani "Sert Duvar" (The Hard Wall) gerçekliğine taşımaktadır. Michael Sarnoski’nin sinematik praksisinden Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi küresel ikonların ontolojik dönüşümlerine uzanan bu dokuz eksenli söküm matrisi, siber-panoptikonun elektriklerinin kesileceği o fiziksel sınırı ekonomi-politik ve termodinamik
Felsefe
Robin Hood'un 12. yüzyıldan günümüze uzanan evrimi, aslında muktedirlerin ve dönemin sosyo-politik dinamiklerinin, kitlelerin dilindeki bir anlatıyı nasıl manipüle edip kendi çıkarlarına göre "evistleştirebileceğinin" kusursuz bir simülasyonu. Sınıfsal Kimliğin Değiştirilmesi (Özgür Çiftçilikten Soyluluğa) ​İlk Dönem: İlk yazılı kaynaklarda Robin Hood, bir aristokrat değil, köylünün bir tık üstünde yer alan özgür bir çiftçidir (yeoman). Radikaldir, doğrudan kurulu düzene ve yozlaşmış kurumlara (kilise ve toprak sahipleri) başkaldırır. ​Kırılma (16. Yüzyıl ve Sonrası): Üst sınıflar ve devlet aygıtı (örneğin VIII. Henry) figürü benimsedikçe, sistem için tehlikeli olan bu "haydut" kimliği törpülenir. Karakter, haksızlığa uğramış soylu bir figüre (Sir Robin of Locksley) dönüştürülür. Bu yapısal değişiklik, anlatının yıkıcı gücünü elinden alır; çünkü artık sorun sistemin kendisi değil, sistem içindeki bazı "kötü aktörler" (Prens John gibi) haline gelir. Ahlaki Griliğin İdealize Edilmesi (Katil Hayduttan Aile Dostu Kahramana) Özgün Efsane: Erken dönem baladlarında Robin, ahlaki açıdan gri, çıkarları için şiddete ve cinayete başvurmaktan çekinmeyen, manipülatif bir ortaçağ düzenbazıdır. Yoksullara yardımı birincil amaç değil, sistem karşıtlığının doğal bir yan ürünüdür. Modern Dönem: 19. yüzyıl Viktorya dönemi ahlakçılığı ve 20. yüzyıl Disney sineması, karakteri tamamen sterilize ederek "zenginden alıp fakire veren" fedakâr bir halk kahramanına, hatta çocuk kitaplarının sevimli bir figürüne indirger. Anlatıların Manipülasyonu ve Günümüz Sosyolojisi Robin Hood efsanesinin bu iki ucu arasındaki uçurum, günümüz dünyasındaki "anlatı inşası" (narrative building) ve sosyal medyanın yarattığı kabilecilikle doğrudan örtüşüyor. İnsanlık, karmaşık ve gri olan gerçekliği kabul
Felsefe