Bazı cevaplar yük olur insana yalnızca. Bilmek hiçbir şey kazandırmayacak sana acıdan başka.
Sayfa 109
Alıntı
"Bazı cevaplar yük olur insana yalnızca. Bilmek hiçbir şey kazandırmayacak sana acıdan başka."
İnsan ve Duygular
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ermenilerin 300.000 olduğu tarih, yaklaşık olarak 1779-1780 yıllarıdır. 1914'te Birinci Cihan Savaşı baş-larken bunların 1.500.000 kişiye yaklaşmış olmaları ne kadar hızla çoğaldıklarını gösterir. Bu çoğalış hem refahtan, hem de Ermenilerin askere alınmayışından ileri geliyordu. Bilindiği üzere, İmparatorluğun kan ve can vergisini yalnız Türk ırkı veriyordu. XX. Yüzyılın başında Ermeniler, Türkiye'de zengin-lik bakımından çok iyi durumda oldukları gibi, birçok sınâatları da inhisarlarına almışlardı. Sarraflıkla Türkleri soyuyorlar, kendi çocuklarını öğrenim için Batı ülkele-rine gönderiyorlar, bu çocuklar orada Türklük düşmanı fikirlerle aşılanıyorlardı. Bundan başka İstanbul'daki Amerikan Koleji de, Müslüman ve Hıristiyan azınlıkla-rına mensup çocuklardan Türk düşmanı yetiştirmede büyük başarı gösteriyordu. Dışardan da tesirler yapılıyordu. Ermenileri alet olarak kullanmak isteyen Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu'nu kendi imparatorluğu için tehlike gören İngiliz İmparator-luğu ve haçlı seferlerinden beri Türk düşmanlığını bey-ninden ve gönlünden bir türlü silemeyen Fransa'nın telkin ve propagandaları, yemişini vermekte gecikmedi. Ana-dillerini unutup Türkçe konuşan Ermenilere Ermenice öğretildiği gibi, devlet aleyhindeki gizli teşkilatları ile de Türkiye'nin doğusunda büyük bir Ermenistan kurmak hülyasıyla faaliyetlere geçildi. Bundan sonrası malûm-dur. Birinci Cihan Savaşı'nın başında, Sarıkamış faciasın-daki 60.000 kişilik bir Türk ordusu soğuktan mahvolduk-tan sonra, Ruslar, Erzurum'a doğru ilerlerken, hazırlıklı bulunan Ermeniler de her yerde harekete geçtiler. İkmal teşkilatı bozuk olan Türk Ordusunu geriden vurarak, çekilişi bozguna çevirmek istediler. Aynı zamanda köy ve kasabalardaki Türkleri kadın, çocuk demeden öldüre-rek, müthiş bir Türk kırgını yaptılar.
Sayfa 444 - 445 Ötüken 1973, Sayı: 3·Kitabı okudu
Ben de ilkokul 4 sağlam tokat yemiştim, bana nasıl kıydın hocam:|
Ama her öğrenci dayak yer mi? İşte size bir soru! Sonra her dövülenin anası babası böyle kıyasıya dayağa dayanır mı? Bir soru daha!
Sayfa 43·Kitabı okudu
Bazı cevaplar yük olur insana yalnızca. Bilmek hiçbir şey kazandırmayacak sana acıdan başka.
Ama nasıl oluyor da, sonsuz bir nicelikten daha küçük olan bir şeyin kendisi de sonsuz olabiliyor? Alman matematikçi David Hilbert bu konuda şöyle demişti: “Sonsuz! Başka hiçbir soru insan ruhunu bu kadar derinden sarsmadı; başka hiçbir fikir insan zekâsını bu kadar verimli şekilde harekete geçirmedi; ama başka hiçbir kavram da sonsuz kavramı kadar açıklanmaya muhtaç değil.” Sonsuz kavramındaki bu paradoksu çözmek için, sonsuzluk diye neyin kastedildiğini tanımlamak gerekiyor. Hilbert'le birlikte çalışmış olan Georg Cantor, sonsuzluğu sayma sayılarının (1, 2, 3, 4, ...) sonu gelmez listesinin büyüklüğü olarak tanımlamıştı. Öyleyse, bununla karşılaştırılabilir büyüklükte olan her şey, aynı derecede sonsuz demektir. Bu tanıma göre, sayma sayılarının sadece çift olanları da, sezgisel olarak daha küçük olmaları gerekirmiş gibiyken, yine sonsuz sayıdadır. Sayma sayılarının miktarı ile çift sayıların miktarının karşılaştırılabilir olduğu kolayca gösterilebilir, çünkü her sayma sayısını bir çift sayıyla eşleştirebiliriz:
Sayfa 127·Kitabı okudu