İlla duygusal bir sahne yaratacağım, illa kendime zırnık koklatmadığım o sonsuz şefkatimle birine iyi geleceğim, illa kendimi gerekli hissedeceğim. Yok "Ben yanındayım"lar, yok "Merak etme, ben hallederim"ler. Bir kez daha ayarsız sevecenliğimin kurbanıyım. Merhamėtim batsın.
Erkeğin anneyle başlayan yaşam serüveninde, her kilometre taşında değişen çehresine tezat, bu bakışı nasıl olup koruduğunu merak ediyorum. <Beni sev. Bana bak. Sensiz beceremem.> Bakılmazsa ölmeye meyyal türünü devam ettirmenin bir yolu olmalı bu.
Ne kadar değişti?.. Eskiden olsa büzülür kalır, hiç istemese bile, sorularıma cevap vermeyi tabii vazife sanırdı. Babam uzaklaştıkça hayatından, kadıncağız toparlanıp kendine geliyor. Tanımadığım bir anne bu, onu ilgiyle izlerken bazen tedirgin oluyor, çok kere de seviniyorum. Sanırdım ki boynu bükük mahpusun gardiyanı yok oluverince, o hiç tatmadığı hürriyet karşısında bocalar, dili dolanır, bacakları titrer ve ne yapacağını hiç bilemez. Oysa Zehra gelinde öyle bir direniş var, dikkatle kendi ayakları üstünde durmaya çalışıyor! Öyleyse köle olarak doğmamış bu kadın... Bir vakitler, annemle buradaki boynu bükük Türk halkı arasında kurduğum benzetmeyi düşünüyorum ve halkım adına umutlanıyorum: Gardiyan yok oluverirse?!. Belki.
- Senin evlenmek isteyeceğin hiç aklıma gelmezdi be kızanım!
Telaşlandı da:
-Hem uşaam, hiç hazırlığımız yok!
Hâlâ eski günlerde, çeyiz sandığı hayalinde.
Bir diğer kitaptan feryat sesleri düşüyor yalnızca kütüphaneci Bilal'in kulaklarına:
"Sana, senden olur her ne olursa, Başın selamet bulur dilin durursa."