Aklın kıyısında gezinen, kadınlıklarını bir lanet gibi sırtlarında taşıyan, hepsi “kaybetmeye” yazgılı, içe işleyen yalnızlıklarıyla kalp burkan hayatlar, varoluş kabusları…
İnsanlardan nefret ettiğin anlamına gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? Ne diye kendinden nefret edesin ki? Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan yaratma makinesi, senin değersiz varoluşunun her günününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet.
Çağının tanınan bir yazarın çağına tanıklık eden ünlü anlatıları... -Varoluşçulğun- belli bir dönemi -En önemli yazarı ve kuramcısı sayılan Camus, çalkantılı yaşamı boyunca farklı siyasal ve felsefi konumlarda yer almıştır ancak her seferinde aynı ilkeye vurgu yapmıştır
ciddiyetsizliğin uzamında durabilmiştir;
"İnsanı savunuyorum, çünkü düştüğünü gördüm”
Edward Said'ın "Kültür ve Emperyalizm" adlı yapıtıyla adı
yeniden gündeme gelen Camus'nün, pek çok eserine kaynaklık eden Defterler'i, felsefe ve edebiyat dünyamızın önemli bir
bölümünü doldurmaya aday niteliktedir.
Camus’nün Defterlerin birinci cildi, bir alıntı ve temalar birikimi, taslak ve imge deposu bir edebiyat laboraturaı görünümündeydi. İkinci ciltte ise tarih egemen: Satır aralarında, II. Dünya savaşı’ndaki ırksal temizlik, soğuk savaş, siyasal davalar, karmakaraşık bir dünyanın bütün sarsıntıları yer alıyor. İnsan saçma bir evrende nasıl bir tutum benimsemeli? Başkaldırı mı, devrim mi? Yazınsal angajman mı? tanıklık mı? oyalanma mı?
Bu kitapta, yalnızca bir düşünürle karşılaşacağımızı sanıyorduk; oysa tüm kırılganlığıyla bir insanı keşfediyoruz.