9/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 17:19
SPOİLER. KİTABI OKUMAYANLARIN OKUMASINI TAVSİYE ETMİYORUM. Grenouille karakteri ile ilgili karakter analizi Ben grenouille'ye karşı hiçbir şey hissetmedim. Yani şöyle açıklayayım. Kendisi zaten bir katil olduğu ve insnalara sevgi göstermeyen biri olduğu ve çok rahatça cinayet işlediği için ondan nefret etmeliyim. Ya da yeteneğinden ve neredeyse tüm dünyayı kendisine köle yapabileceği bir parfüm yaratabildiği için ona hayranlık duymalıyım..ama ikisini de hissetmedim ki işin en güzel tarafı buydu sanırım. Grenouille, eylemlerini sorgulamanın çok anlamsız kılındığı bir karakter. Çünkü herhangi bir inancı, ahlaki değeri ve hissi yok. Bunu bir noktada zevk için yapsaydı veya güç arzusu için ondan nefret edebilirdim ama o insanları sadece, projesinin bir maddesi olarak görüyor. Öldürdüğü kadınları parfüm yapmak için kullandıkları çiçekler gibi görüyor özlerine sahip olduğunda da onlarla işi bitiyor. Canlı ya da cansız olmaları onun için önemli değil. Kitabın ilk başlarında onun kibirli biri olduğunu düşünmüştüm ama bence kibirli biri de değil. Elindeki yetenekle dünyanın en zengin parfümcüsü olabilir ve zenginlik içinde yaşayabilirdi. Ama o gittiği çoğu yerde bir gölge olmayı tercih etti. Dünyanın en iyi parfümünü yapmaya çalışırken bile motivasyonu şöhret, güç ve para değildi. Daha çok yeteneğiyle ve elindeki materyallerle ne kadar ileri gidebileceğini merak eden ve çözmeye çalışan bir araştırmacı gibiydi. Çünkü zaten kendi deyimiyle onun yaptığı sanatı, onun gibi kimse de anlayıp takdir edemeyecekti. Bu yüzden ona hayranlık veya nefret beslemiyorum. Aksine hayata ve insanlığa dair, insanca bir motivasyonu olmadığı için eylemlerinin tahmin edilemezliği, kitabı ve hikayeyi daha sürükleyici yaptığı için beni her saniye şaşırtan, meraklandıran tahmin edilemez bir
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201827,3bin okunma
~Bu bir denemedir~
6/10
·656 syf.··
2026 34. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 09:05
Tam 14 gün sürdü. 14. Günün sabahı son otuz sayfayı da okudum, kitabı kenara koydum. Oh be! dedim, nihayet bitti. Steinbeck dedim, sana laflar hazırladım. Sevdiğim bir okuma grubu bu ay bu kitabı okuyor. Çok övüldü, bari ben de okuyayım dedim. Havalı da bir adı var hani, şöyle Saramago romanları ile yarışır cinsten. Aldım elime kitabı, 20 sayfa falan okudum, bi durdum, az buz değil 650 sayfa, yahu dedim sen bu yolu yürüyebilecek misin? Zaten sosyal medyada gezmekten sabır mabır kalmamış, dikkat yeteneği desen hak getire. Bak sıkılırsan bırakması da zor gelir, vicdan falan, yol yakınken geri dön. Kenara bıraktım kitabı. Ertesi gün, beni hangi güç iteledi hiç bilmiyorum, başladım yeniden okumaya, başlayış o başlayış. Böyle anlatınca elimden bırakmadan bir solukta okudum sanacaksınız muhtemelen, hoş 14 gün detayını çoktan verdim yukarıda da neyse, ama öyle olmadı. Yani başka türlü bir şey oldu, anlatayım. Bu kitabı okurken edebiyata dair bazı sorgulamalara giriştim. Son zamanlarda bir soru çalınıyor kulağıma; “eski kurgu eserleri hala okumak zorunda mıyız?” Bağışlayın, biraz tuhaf bir aktarım oldu ama kast edilen şu; okullarda bize ısrarla tavsiye edilen, çoğu 19. Yüzyıla ait klasiklerin hala aynı öneme sahip olup olmadıklarına dair bir sorgulama. Bu senenin başında Balzac’ın Albay Machbet’ini okurken bir anda şu soruyu sorarken bulmuştum kendimi; “Edebiyatta bugünün insanlığına açılan onlarca pencere varken ben iki yüz sene önce Paris’de bir hukuk bürosunda neler olduğunu bilmeli miyim? Bir kaç ay öncesine daha sarıyorum filmi ve Casterbridge Başkanı’nı okuduğum güne gidiyorum. Hatırladığım tek şey her sabah bir dizinin başına oturur gibi heyecanla kitabın başına oturup karısını ve çocuğunu bir panayırda satmış olan Michael Henchard’ın maceralarını okuduğumdu ve
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma
Reklam
8/10
·150 syf.··
2026 20. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 12:44
​"Kötü şeyleri görmezden geliyordu. Aslında tam olarak öyle de değil... Bizim başımıza kötü şeyler geldiğinde etkileniyordu. Canımız acıdığında, mutsuz olduğumuzda ya da hayatta bazı şeyler ters gittiğinde, bunları fark ediyor ve önemsiyordu. Ama kendi başına gelen kötü şeyleri -kaba sözler, ters bakışlar- hiç kafaya takmıyordu." ​Yıldız Kız, Mica Lisesi'ne gelişiyle tüm düzeni değiştiren sıradışı, neşeli ve gizemli bir genç kızın hikâyesini anlatıyor. ​Renkli kıyafetler giyen, ukulele çalan ve evcil faresiyle gezen bu kıza âşık olan Leo, okul halkının zamanla Yıldız Kız'ın farklılıklarını tuhaf bulup onu dışlamasına şahit olur. ​Birlikte oldukları öğrenildiği andan itibaren Yıldız Kız gibi kendisinin de yok sayılmaya başladığını fark eden Leo, sevdiği kız ile arkadaşları arasında bir seçim yapmak istemez. Bu nedenle, toplum baskısı yüzünden sevgilisinden "normal" biri gibi davranmasını ister. Bu noktadan itibaren hikâye, bireysel kalabilmek ile topluma uyum sağlama çatışmasını duygusal bir dille işlemeye başlar. ​Kitaba bayıldım. Yıldız Kız'ın hikâyesi öyle tatlı ki... Dışlanmasına rağmen insanları düşünmeye ve onlar için bir şeyler yapmaya devam ediyor. Her şeye rağmen pozitif biri. Mesela gerçek adı yerine dönem dönem farklı isimler kullanıyor. Bu çok ilginç ama güzel bir fikir bence. Bunu da şöyle açıklıyor: ​“Artık bana uymadığını hissettiğim ismi değiştiriyorum. Ben adımdan ibaret değilim. Adım benim giydiğim bir şey, gömlek gibi. Yıpranıp eskidiğinde değiştiriyorum.” ​Tatlı bir hikâyeydi. Birini olduğu gibi sevmek ile başkalarının da sevmesi için değişmesini istemek arasındaki o büyük farkı da görüyoruz. Belki Yıldız Kız, Leo'nun isteğini kabul ederek gerçek ismi olan Susan ve "normal", sıradan bir kız olmayı deniyor ama Leo... ​Yıllar geçtikten ve her
Yıldız KızJerry Spinelli · Epsilon Yayınları · 201490 okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 171. kitabı
"KAPI" "Hayal edebildiğiniz her şey gerçektir." Pablo Picasso'nun bu çarpıcı sözü, ilk duyulduğunda kulağa bir şairin abartısı gibi gelebilir oysa, insanlık tarihinin en derin gerçeklerinden birini özetliyor: Hayal gücü, gerçekliğin öncüsüdür. Düşünelim: Uçan bir makine hayal edilmeden önce gökyüzünde yalnızca kuşlar vardı. Ay'a ayak basmak hayal edilmeden önce insanlık yeryüzüne zincirlenmişti. Kablosuz iletişim, tıp alanındaki mucizeler, sanat eserleri, devrimci fikirler... Hepsi önce bir zihinde canlandı, sonra gerçek oldu. Hayal etmek, bir çocuğun bulutlara şekiller vermesi gibi masum bir eğlenceden çok daha fazlasıdır. Hayal gücü, insanın sınırlarını zorlayan, olanı olduğu gibi kabul etmeyip "ya şöyle olsaydı" diye soran cesur bir eylemdir. Gerçekliği dönüştüren her adım, önce zihinde atılmıştır. İlk bakışta sade bir derviş hikâyesi gibi görünse de, satır aralarında insanın kendi iç dünyasına yaptığı uzun ve meşakkatli yolculuğu anlatan manevi bir arayış romanı. Kitabın tanıtımında yer alan “İki hayatı da deneyen bir derviş, derviş olduğunun da farkında değil” ifadesi, aslında romanın temel meselesini özetliyor: İnsan, hakikati ararken çoğu zaman sahip olduğu değerin farkında değildir. Bazı eserler olaylarıyla, bazıları karakterleriyle etkiler insanı. Bazıları ise biz, okurların kalbine sessizce dokunur ve uzun süre zihnimizde yaşamaya devam eder. Kitabın merkezinde yer alan karakterler, alışılmış kahramanlardan oldukça farklı. O ne kusursuz bir bilge ne de olağanüstü özelliklere sahip biri. Tam aksine, eksikleriyle, tereddütleriyle ve insani yönleriyle karşımıza çıkıyor. Karakterin yaşadığı sorgulamalarda kendimizden izler bulabiliyoruz. Karakterlerin düştüğü çıkmazlar, verdiği mücadeleler ve içsel çatışmaları, aslında insan olmanın ortak deneyimlerini temsil
Edebiyat
KapıUmut Değirmen · Otağ Yayınları · 20251 okunma
6/10
·312 syf.··
2026 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 09:54
Şöyle ters köşe, böyle şaşırtmalı falan diye yorumlar okuyunca ben de okumak istedim. Gerilim tarzını çok severim. Ama ben o ters köşeleri okurken tahmin ettim . Bugüne kadar o kadar başarılı ters köşe gerilim kitapları okumuşum ki, beni pek şaşırtmadı. Ama okuması keyifli, akıcı, tam bir tatil kitabı.
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,4bin okunma
6/10
·106 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 17:26
Ünlü Alman yönetmen, yapımcı ve yazar #WernerHerzog’un kaleme aldığı #BuzdaYürüyüş kitabı çok sıradışı bir deneyimi konu alıyor. 1974 yılının Kasım ayının sonuna doğru bir haber alıyor. Geçen yüzyılın en önemli sinema eleştirmenlerinden yakın arkadaşı Latte Eisner, Paris’te hasta yatağında ölmek üzere. Bunu duyan Herzog şöyle der: Olamaz, şimdi ölemez, Alman sineması şu an onsuz yapamaz, bu önemli kadının ölmesine izin veremeyiz. Bir karar alıyor; belki bir totem, oraya yürüyerek giderse Eisner’in ölmeyeceğine, adımlarının onu iyileştireceğine dair çılgınca bir inançla Münih’ten 23 Kasım’da sert kışta 21 gün sürecek olan o yola koyuluyor. Bir sırt çantası, bir harita ve bir çift yeni bot ile çıktığı bu yolculukta köylerden, tarlalardan, dağ yollarından, kar buz içinde geçerken karşılaştıklarını kendine has üslubu ile kağıda aktarır. Sadece çok özel olan kısımları çıkartarak bu notlarını herkesle paylaşmaya karar verir ve ortaya bu kitap çıkar. Bu kitap; dostluğa, ölüme meydan okumaya, inanca ve insan iradesine dair yazılmış bir eylem kitabı aslında. Herzog için yürümek fiziksel bir eylem olmaktan çıkmış, her adım ölümden bir saniye çalıyor. Bu yönüyle kitap aslında kaçınılmaz olan sona karşı çekilen bir rest gibi. Nitekim Lotte Eisner bu yürüyüşün ardından iyileşmiş ve yıllarca daha yaşamıştır, bu da kitaba efsanevi bir hava katar. Kitap günlük formunda. Herzog yol boyunca maruz kaldığı amansız doğa şartlarını; fırtına, çamur, kar, buz, ayaklarındaki yaraları ve sığındığı terk edilmiş ya da boş evleri, ahırları, barınakları anlatır. Ancak dışarıdaki bu kasvetli, ıssız ve donmuş coğrafya, aslında yazarın iç dünyasındaki kaygının, delilik sınırındaki yalnızlığın ve dostunu kaybetme korkusunun bir yansıması. Buzda Yürüyüş, Werner Herzog sinemasını anlamak için de bir
Buzda YürüyüşWerner Herzog · Jaguar Kitap · 2016508 okunma
Reklam
Reklam