Bazen en güvenli alanın içimiz olduğunu düşünürüz. Bu yüzden yaşadığımız acı olayları kimseye söylemeden, kendi içimizde tek başımıza çözmeye çalışırız; içimizde yaşar, içimizde öldürürüz tüm her şeyi... İçimiz bizim için güvenli bir evin odası gibidir. Hiçbir kuvvet yıkamaz gibi düşünürüz evimizi. Çünkü kendimiz inşa etmişizdir onu. Ama evimizi yıkacak darbenin dışarıdan değil de, içeriden geleceğini hiç tahmin edemeyiz. İçerisi çürümeye başlarsa, her çatlak, dışarıdan bağırmaya başlar, her çürük, dışarıyı da, çürütür. İçimize attığımız her şey, yine içimize taşar. Ve taşan her damla, hem içimizi çürütür hem de dışımızı. Sonuç olarak ruhsal acımız, fiziksel bir acıya dönüşmeye başlar. Ve bunun sonucunda, mide kramplarımız, panik ataklarımız, ani kalp çarpıntılarımız, sivilcelerimiz oluşur, uyku düzenimiz bozulur, saçlarımız dökülür, motor becerilerimiz yavaşlar… Yani içeride verdiğimiz tüm o sessiz savaşlar, dışarıda bize ateş etmeye başlar. 🤍
•Gülben