Ahmet Tuğrul sözen

Ahmet Tuğrul sözen
@sozenahmet1453
1 okur puanı
Aralık 2024 tarihinde katıldı
Kayıp gül romanı
Serdar Özkan'ın Kayıp Gül adlı romanı yurtdışı ve yurtiçinde birçok başarı kazanmış, daha çok fabl tarzına yakın, şaşırtıcı bir sona sahip, klasikleşmiş eserlerle kıyaslanmış olan, günümüzün önemli eserlerindendir. Kırkı aşkın dile çevrildiğini ve Kanada, Çin, Japonya, Güney Kore, İtalya gibi çeşitli ülkelerde en çok satanlar listesine girdiğini söylersek, yazarın ilk romanı olmasına rağmen ne kadar çok yankı oluşturduğunu anlayabiliriz. Kayıp Gül yabancı medyada "Türklerin Küçük Prensi" olarak yer bulmuştur. Kitap, zenginliğinden dolayısıyla okulda popülerleşmiş ve kendini bir marka gibi görerek, farkında olmadan asıl kişiliğinden uzaklaşmış olan Diana'nın, annesinin ölümünün ardından annesinin ona bıraktığı mektubu okumasıyla gelişen olayları ele alır. Diana babasının kendisi küçükken öldüğünü sandığı için babasının boşluğunu annesiyle doldurmuştur. Bu yüzden annesinin ölümüyle yıkılmış, aylarca toparlanamamıştır. Ancak kendine gelememesinin tek sebebi annesinin ölümü de değildir. Annesinin ölümünden sonra okuması adına bıraktığı mektupta, babasının aslında ölmediğini ve Diana'nın hiç bilmediği ikizi Mary'de yanında alıp götürdüğünü öğrenir. Mektuba göre, Mary yıllar sonra annelerine ulaşmış ve ona tam dört mektup göndererek, yanına gelmek istediğini belirtmiştir. Mary bu mektuplarda güllerle konuştuğuna değinmiştir. Bu da Diana'nın, Mary'in deli olduğunu düşünmesine neden olmuştur. Diğer bir yandan Mary, son mektubunda tuhaf Topkapı sarayının yakınlarında, küçük bir oteli olan Zeynep hanımı bulmaya gittiğini yazarak, annesinin endişelenmesine neden olmuştur. Şimdi annesi Diana'dan, kayıp ikizini bulmasını istiyordur. Diana ise Mary'nin bir anne hırsızı olduğunu düşünmeden yapamıyordur. Üstelik Mary'i, annesinin son günlerini endişe içerisinde geçirmesine neden
Edebiyat & Roman
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kuşlar Yasına Gider
Kuşlar Yasına Gider‘de; gençliğinde kimseye haber verme zahmetine bile katlanmadan aklına esen yere giden, minibüsler alan, insanları oradan oraya taşıyan, kamyonlarla uzun yol şoförlüğü, son olarak da tır şoförlüğü yapan, el kapısına hiç muhtaç olmadan yaşamaya çalışan, çalışkan bir baba, Aziz, var. Aziz o kadar başına buyruk ve araçlara o kadar düşkündür ki, seyahatte olduğu sırada vefat eden küçük oğlu Suat‘ın cenazesine bile katılamaz. Tır şoförlüğü yaptığı sırada Suudi Arabistan’da geçirdiği kaza ise hayatını alt üst eder; araçta sıkıştığı ve zamanında yardım alamadığı için, bir bacağını kaybeder ve evine, Denizli’ye döner. Biz okuyucular kitaba, bu olaydan çok sonra; Aziz‘in hayattaki iki oğlu farklı yerlere dağıldıktan, Aziz yaşlandıktan ve protez bacağı olsa da koltuk değneğiyle yaşamaya başladıktan sonra dahil oluyoruz. Bu kitapta, orta yaşlarında Ankara’da yaşayan bir oğulun, yaşlanan ve artık kendisine muhtaç olan babasıyla ilişkisi ve Ankara – Denizli arasında gidiş gelişleri var. Güçlü, hayatını kimseye muhtaç olmadan, kendi istediği gibi yaşamış ve mevcut durumunu içine sindiremeyen bir babanın; bacağını kaybetmesiyle başlayan kısıtlanmışlığının, lenf kanseri olmasıyla katmerlenmesi sonucunda kendisini oğluna ve eşine bir yük gibi hissetmesi bir yandan, babası için elinden geleni yapmaya çalışırken babasının gururunu kırmamaya özen gösteren, ne yaparsa yapsın sonucu değiştiremeyeceği bilen, babasının yaşadığı ömrü bu süreçte tekrar yaşayan oğlunun duygu durumu diğer yandan, içinize işliyor roman boyunca. Hasan Ali Toptaş’ın su gibi akıp giden Türkçesiyle kaleme aldığı satırlarında bu ilişkiyi, çoğu yerde gözlerim dolarak, hatta içime oturan yumruk nedeniyle birkaç kere ara vermek zorunda kalarak, okudum. O kadar ki; yorumunu yazmak için kitabı tekrar
Edebiyat & Roman

Ahmet Tuğrul sözen

, 1000Kitap'a katıldı.