Kuşlar Yasına Gider‘de; gençliğinde kimseye haber verme zahmetine bile katlanmadan aklına esen yere giden, minibüsler alan, insanları oradan oraya taşıyan, kamyonlarla uzun yol şoförlüğü, son olarak da tır şoförlüğü yapan, el kapısına hiç muhtaç olmadan yaşamaya çalışan, çalışkan bir baba, Aziz, var. Aziz o kadar başına buyruk ve araçlara o kadar düşkündür ki, seyahatte olduğu sırada vefat eden küçük oğlu Suat‘ın cenazesine bile katılamaz. Tır şoförlüğü yaptığı sırada Suudi Arabistan’da geçirdiği kaza ise hayatını alt üst eder; araçta sıkıştığı ve zamanında yardım alamadığı için, bir bacağını kaybeder ve evine, Denizli’ye döner. Biz okuyucular kitaba, bu olaydan çok sonra; Aziz‘in hayattaki iki oğlu farklı yerlere dağıldıktan, Aziz yaşlandıktan ve protez bacağı olsa da koltuk değneğiyle yaşamaya başladıktan sonra dahil oluyoruz. Bu kitapta, orta yaşlarında Ankara’da yaşayan bir oğulun, yaşlanan ve artık kendisine muhtaç olan babasıyla ilişkisi ve Ankara – Denizli arasında gidiş gelişleri var.
Güçlü, hayatını kimseye muhtaç olmadan, kendi istediği gibi yaşamış ve mevcut durumunu içine sindiremeyen bir babanın; bacağını kaybetmesiyle başlayan kısıtlanmışlığının, lenf kanseri olmasıyla katmerlenmesi sonucunda kendisini oğluna ve eşine bir yük gibi hissetmesi bir yandan, babası için elinden geleni yapmaya çalışırken babasının gururunu kırmamaya özen gösteren, ne yaparsa yapsın sonucu değiştiremeyeceği bilen, babasının yaşadığı ömrü bu süreçte tekrar yaşayan oğlunun duygu durumu diğer yandan, içinize işliyor roman boyunca. Hasan Ali Toptaş’ın su gibi akıp giden Türkçesiyle kaleme aldığı satırlarında bu ilişkiyi, çoğu yerde gözlerim dolarak, hatta içime oturan yumruk nedeniyle birkaç kere ara vermek zorunda kalarak, okudum. O kadar ki; yorumunu yazmak için kitabı tekrar