Kitabı 4 yıl önce okumuşum...
O zamanlar böyle incelemeler yapmadığım için duygu ve düşüncelerimi net hatırlayamasam da hatırladığım ölçüde aktaracağım. Kitap çok vurucuydu eminim yazarken birçok şey hatırlayacağım.
Kitabın konusuna gelmeden ufak bir not geçeyim, ben çoğu kısmını dehşetle okudum ve hatta bazı yerleri şöyle bi göz gezdirerek geçmiştim. Çok fazla rahatsız edici olay var bunu söylemeliyim. T-ciz, adam öld-rme, g-sp gibi unsurlar var. Eğer hassassanız bu kitap pek size hitap etmeyebilir.
Kitabın konusuna ve işleyişine değinirsek; işe gitmek üzere arabasına binip yola koyulan bir adam direksiyon başında trafik ışığının yeşile dönmesini beklerken ansızın kör olur. Ancak karanlıklara değil, bembeyaz bir boşluğa gömülür. Arkasından, körlük salgını bütün kente, hatta bütün ülkeye yayılır. Önce adamın karısı, sonra onu muayene eden doktor, ardından doktorun hastaları birer birer aynı “beyaz körlüğe” yakalanır. Hükümet paniğe kapılır ve kör olanları eski bir akıl hastanesine kapatarak karantinaya alır. Daha ne olduğunu anlamadan, insanlar silahlı askerlerin gözetiminde, insanlıktan uzak koşullarda yaşamaya mahkûm edilir. Kör olanlar eski bir akıl hastanesinde karantinaya alınır. Bütün olaylar bu karantinada patlak verir. Başta her şey bir düzen içindedir, kimse bir taşkınlık çıkarmaz. Ancak yavaş yavaş bu düzen yerini kaosa bırakır. Açlık, korku ve güç hırsı birleşince medeniyet sandığımız şey katman katman soyulmaya başlar. Tüm bu kaosun içinde yalnızca bir kişi kör değildir: kitabın başındaki adamı muayene eden doktorun karısı. O, gözleri gördüğü hâlde kör taklidi yaparak eşini yalnız bırakmaz ve karantinaya gider. Gördüklerini anlatmaz, kimse onun gördüğünü bilmez ama her şeye tanıklık eder. İnsanların düştüğü hâli, pisliği, zorbalığı, korkuyu sessizce