Gişe baskısı ve devasa bütçeleri kurtarma telaşı, Hollywood’u sinema sanatından ziyade bir finans endüstrisine dönüştürüyor. Bir filme yüz milyonlarca dolar yatırıldığında, yapımcılar riski sıfıra indirmek için yaratıcılığı feda edip kendini kanıtlamış formüllere sığınıyor. Gişede başarı garantisi arayan stüdyolar, küresel ölçekte herkesin derinlemesine düşünmeden anlayabileceği siyah-beyaz şablonlar kuruyor. Karakterlerin gri alanları, ahlaki ikilemleri ve içsel çatışmaları "seyirciyi yorar veya uzaklaştırır" korkusuyla yok ediliyor. Sonuçta ortaya derinliği olmayan, sadece olay örgüsünü ilerleten basmakalıp kahramanlar ve düşmanlar çıkıyor. Filmler sadece Amerika içi değil, tüm dünya pazarı için üretildiğinden, karmaşık tarihsel veya sosyolojik arka planlar basitleştiriliyor. Red Sparrow örneğinde olduğu gibi, köklü bir geçmişi ve kültürü olan koca bir coğrafya, sadece Batı seyircisinin zihnindeki klişeleri besleyecek şekilde karikatürize bir düşman olarak kodlanıyor. Yönetmenlerin veya senaristlerin özgün sesleri, stüdyo yöneticilerinin ve pazarlama departmanlarının müdahaleleriyle bastırılıyor. Bir film tuttuğunda, sonraki yıllar boyunca hep aynı şablonun kopyaları üretiliyor. Bu da sinemanın o keşif duygusunu öldürüp izleyiciyi bir süre sonra tamamen aynı klişeleri izlediği bir kısır döngüye hapsediyor.
1000Kitap
Red Sparrow (2018) filmini izlerken hissetiğim inandırıcılık sorunu ve ideolojik rahatsızlık çok haklı bir temele dayanıyor. Filmin dayandığı aynı adlı romanın yazarı Jason Matthews'un eski bir CIA ajanı olduğunu düşündüğümde, senaryodaki o yoğun CIA sosu ve tek taraflı bakış açısı zaten kendini hemen ele veriyor. Hollywood, Soğuk Savaş yıllarından kalma o eski ezberleri modern sinemada da devam ettirerek Rusya imajını sadece acımasızlık, casusluk ve cinsellik üzerinden okunan karikatürize bir düşmanlığa sıkıştırıyor. Batı'nın Ortodoks dünyasına ve Doğu'ya karşı beslediği Oryantalist önyargılar, bu tür yapımlarla popüler kültürün bir parçası haline getiriliyor. Karşı tarafta Amerikalı ajanlar her zaman ahlaki bir üstünlükle, dürüst ve sistemi sorgulayan kahramanlar olarak sunulurken, Rus tarafının tamamen yozlaşmış ve insani değerlerden uzak gösterilmesi sinemanın o gri alanlarını yok ediyor. İyi bir casusluk hikayesi entelektüel bir satranç maçı gibi olmalıdır; oysa burada anlatı tamamen cinselliğin ve kaba gücün arkasına saklanmış sığ bir propagandadan ibaret kalıyor. Bu "kör parmağım gözüne" türünde yapılan ideolojik dayatmalar, Amerika'nın sinemadaki o kültürel üstünlüğünü ve hikaye anlatıcılığındaki inandırıcılığını gerçekten zedeliyor. Seyirci artık bu kadar çiğ bir propagandayı kolayca fark edebildiği için, film sinematik bir başarı yakalamaktan ziyade sadece dönemsel bir tüketim malzemesi olarak kalıyor. Esas sinema sanatı, bu tür yapay siyah-beyaz ayrımları aşabildiği ölçüde kalıcı olabiliyor. Jennifer Lawrence, Winter's Bone veya Silver Linings Playbook gibi filmlerde ne kadar derinlikli bir oyuncu olduğunu çoktan kanıtladı. Ancak Hollywood sisteminde bazen büyük yıldızlar ticari kaygılarla ya da yanlış yönlendirmelerle bu tarz formül projelere dahil
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
JONNY NASIL DEPP'Tİ AMBER'I HEARD'ÜN MÜ?
"Şüphesiz, âhirete imân etmeyenler, meleklere dişi isimleri veriyorlar." (Necm sûresi, 27) "Gâvur" deyip geçmeyin! Adamlar âhiret işlerinden anlamasalar da dünyanın nasıl döndüğünü biliyorlar. Kârlarını-zararlarını ayırıyorlar. Nitekim bu iş görür muhakeme yeteneği sayesindedir ki, Johnny Depp abimiz, Amber Heard yengenin elinden itibarını kurtarabildi. Yaaa... Eğer "Kadının beyanı esastır!" gibi bir saçmalık orada olsaydı, abimiz şuan Kaptan Jack Sparrow gibi kodeste gün saymaktaydı. Bir verdiği karşı geldi galiba. (Muhtemelen pahalı avukatlara verdikleridir.) Paçayı sıyırdı. Tabii büsbütün sıyırma diye bir şey sözkonusu değil. Zîra eskiler böyle durumlar için derler: Şuyûu vukûundan beterdir... "Kadın iftirasına uğramış bir peygamberin kıssasını" Kudsî Kitab'ında okuduğu hâlde "Kadının beyânı esastır!" gibi bir garabete tutunmuş pek az topluluk vardır herhalde tarihte. Âhirzamandır efendim. Olur. Belki (ve de Allah korusun) daha fenası da olur. "Erkeğin beyanı zerzevattır!" diye bir kanun da çıkabilir. Çünkü artık kadın-erkek hukukunda neyin "doğru" neyin "yanlış" olduğuna kadın hukukçular karar vermektedir. (Ve her nedense bu kadınların erkeklere bir husumeti sezilmektedir.) Yanlış anlamayın, Züleyha'nın durumunu insan kendisine şöyle-böyle açıklar. Fakat bu ablalarımızın hayattan istediklerini aldıkları zannedilir. Çünkü erkekliği geriletme davasına gönül vermiş mücahidelerin çoğusu evlidir. Maşaallah. Eh, yakıştırmayız, eve iş taşımak yanlış iken bir de evi işe taşımak hiç doğru olmaz. Sorun varsa bunları Türkiye'yi karıştırmadan çözmek en muteberi olur... Bilmediğimiz hakkında konuşmayalım. Zannın çoğu haramdır. Bildiğimizse şu: **Tâ Firavun'dan beri, dünyacı/küfranî akıl, menfaatinin hangi gelecek senaryosunda
LGBTİQ
Having struck all its history onto its back, of the sparrow that crossed the sea in three days, breathless at a time of dawn, you are like a festivity on the branch it perched on. Ülkü Tamer
Şiir
Red Sparrow / Kızıl Serçe
Washington, Moskova. Casusluk, istihbarat. Ağır olabilir ama güzel filmdir. Önce kitap! Kızıl Serçe
1000Kitap
A Few Daily Poem Fitting into a few days, ‎We come from deep adventures ‎We come from within ‎Sometimes ‎A cartoon character ‎Is being assigned ‎To a lifespan of a few days ‎To make it meaningful ‎The days and nights A March is passing my house at a tangent Solomon is on his throne inside House on fire is being played ‎A sparrow is cheerful ‎It sings the song of my heart. ‎The nights are an endless serenade. ‎Even a crow ‎Sings festively ‎Warns of the dangers along the way. ‎I dive among the pigeons ‎They all have their backs turned. ‎They flutter their wings brightly. ‎Cats are wandering around my feet
Şiir