Nefretin ve sevginin temelde aynı şey olup olmadıkları ilginç bir gözlem ve araştırma konusudur. Her biri, gelişimin zirvesine ulaştığında yüksek ölçüde samimiyetin ve kalbî yakınlığın olması gerektiğini ima eder; her biri, bireyi duygularının ve manevi yaşamının besinini sağlama anlamında bir diğer kişiye bağımlı hale getirir; her biri, tutkulu aşığı ya da nefreti tutkuya varan birini, yöneldikleri hedef ortadan kaybolunca bir başına ve ıssız bırakır.
Aşk ister yeni doğmuş, ister ölüm uykusundan uyanmış olsun; kalpleri müthiş bir ışıkla doldurur ve bu ışık dünyaya taşarak her zaman bir güneş ışığına neden olur. Orman kasvetini korumaya devam etseydi bile, Hester'ın gözlerinde de, Arthur Dimmesdale'inkilerde de ışık var olacaktı!
Unutmayın, kimileri çok az şey verir ama bu onlar için çok fazladır, başkaları her şeyi verir ve bu onlar için hiç de zor değildir, öyleyse kim daha çok vermiş olur?