Tüm yaşamım bir umarsızlık bitkinliği içinde, kül rengi ve neredeyse birbirinin aynısı anılardan oluşan bir sis bulutunun içinde eriyip gidecek; bir tutku parıltısı ve bir eylem yıldırımı olmaksızın. Ben de böyle olacağım, herkes gibi.
Ancak bu sona varmadan evvel, evrenin tüm borozanlarını üflemek, bütün görevleri yerine getirmek, tüm imkanlarımı almak, kelimelerimi ve arzularımı yazılmış ve kazınmış halde bırakmak istiyorum. Ve şimdi henüz yeni başladım. Çocuk dokuz aylık doğar ama insan otuzunda başlar. Çiçek açtı, fakat meyvenin çürümeden evvel olgunlaşması lazım.
Kuşkusuz, ele aldığım küçük konudan bu büyük sonuçlara ulaşma isteğim oldukça cüretkar görünüyor olmalı ama ben, büyük şeylerin küçük şeylerde gizli olduğuna inananlardanım. Çocuk küçüktür ama insanı içinde barındırır, beyin küçüktür ama düşünceyi içinde saklar, göz bir noktadır ama uzakları kucaklar.
Yürümek, dedim, yüzüm İlahiyat durağına dönükken, insan eylemleri içinde kuşku yok ki en tekinsiz olanlarından biri. Yürürken hiç de uzun olmayan bir mesafede onlarca yılı canlandırabiliyor insan; sayısız anı ve hatırayı, sevinci ve nefreti, kazancı ve kaybı, özlemi ve yok saymayı. Yürürken aynı anda geçmiş, şimdi ve gelecek bir arada yürüyor, zihin ışık hızıyla bir zamandan ötekine kayıyor, anlar anların içine geçiyor. Gerçekleşmesi mümkün olmayan tasarıları bile umutlu bir çerçeveye sokuyor yürümek.
Geçmişin bazı anlarının ve bölgelerinin bir hatıraya dönüşmesine müsaade etmeden, onlarla birlikte her yıl çoğalarak ağır bir yükle yaşamaya mahkum oldum. Benim hatıralarım yok, diye tekrar ettim, bende yaşamayı sürdüren hayatlar var yalnızca, unutulmasına asla razı olmayacağım, canlılıkları daima kontrol edilmesi gereken hayatlar.