6/10
·300 syf.··
2026 74. kitabı
Bazı kitaplar daha arka kapak yazısını okurken insanı öyle bir yakalıyor ki, beklentiyi arşa çıkarmamak elde değil. The Good Sister da benim için tam olarak böyle bir kitaptı. ​Şöyle bir gözünüzün önüne getirin: Eşiyle kavga etmiş ve bir anda ortadan kaybolmuş, ikiz kardeşini arayan bir kadın, ucu dark web’e uzanan bağlantılar, sonsuz mutluluk vadeden o gizemli tarikat kafası ve Meksika ormanlarının derinliklerinde saklanmış ultra lüks bir wellness merkezi… Konu kağıt üstünde tek kelimeyle inanılmaz! Özellikle benim gibi psikolojik gerilimde o tekinsiz, karanlık atmosferleri ve akıl oyunlarını sevenler için bulunmaz Hint kumaşı. ​Ama gelin görün ki, o müthiş fikir uygulamada maalesef sınıfta kalmış. Hani tam gerilim tırmanıyor, "Tamam, şimdi olaylar patlayacak" diyorsunuz ya, hop, o balon anında sönüyor. Olaylar bir türlü o beklediğim derinliğe ulaşamadı, haliyle beni de içine çekmeyi başaramadı. Eğer psikolojik gerilim okurken şöyle sizi sarsacak, temposu hiç düşmeyecek ve finaliyle ters köşe yapacak bir atmosfer arıyorsanız, bu kitap maalesef biraz yüzeysel ve havada kalan bir deneyim yaşatıyor. ​Bu arada küçük bir detay da dikkatimi çekti; kitabın Goodreads’te puanı 4.12 şu an sadece 58 puanlaması ve 40 yorumu var. Açıkçası bu kadar az okunmuş olduğu için puanının biraz suni bir şekilde yüksek kaldığını düşünüyorum. Çünkü benim gibi gerilimde yüksek tempo ve sarsıcı finaller peşinde koşan okurların bu kitaba pek de yüksek puanlar cömertçe dağıtacağını sanmıyorum. Uzun lafın kısası; fikre bayıldığım ama işlenişini fazlasıyla ortalama bulduğum, "ah ne olabilirdi ama ne olmuş" dedirten bir kitap oldu benim için. Küçük bir güncelleme: Yorumu paylaşmadan önce kitabın Goodreads puanına tekrar göz attım; an itibarıyla 70 okuma ve 45 yorumla 4.01 puana ulaşmış. Ancak
The Good SisterBonnie Traymore · DP Books · 20262 okunma
Puan vermedi·246 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 18:00
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Brian Boone'den “İngiliz Edebiyatı 101”adlı araştırma-inceleme si oldu. İngiliz Edebiyatı hakkında denemeler olacağını düşünmüştüm başta fakat İngiliz Edebiyatı yazarlarının kısa biyografileriyle bilinmeyen yönlerini ve ünlenen eserlerine yer verilmiş. Hayatına dair bildiğim çoğu yazar haricinde daha önce okumadığım ne yazık ki adını dahi duymadığım birkaç yazar vardı. Bunlar “Harold Pinter, Hilary Mantel, Zadie Smith”ti. İlgimi çeken yazarların bilinen eserlerini not ettim hemen. 7 bölüme ayrılan; Eski İngilizce'den - Çağdaş İngiliz Edebiyatı'na kadar olan dönemlerde yaşayan İngiliz yazarların başyapıtlarına ve hayat öykülerine dair ufak kesitlerle epey verimli ve keyifli bir okumaydı. #kitapalıntıları Stevenson'ın en ebedi ve popüler kitaplarından biri neredeyse sonsuza dek yok olacaktı. Stevenson, Dr Jekyll ve Mr. Hyde'ın ilk taslağını tamamladıktan sonra karısı Fanny okudu ve hikâyeden o kadar nefret etti ki onu ateşe atıverdi. Stevenson bunu pek mesele etmedi. Şahsen en iyi çalışması olarak gördüğü bu eserden o kadar memnundu ki sadece üç günde onu tekrar yazdı. Romantizmin daha karanlık dürtülerini benimseyen Condrad, hem doğanın hem de bireyin gücü hakkında yazdı; ancak o doğanın güzelliğinden değil zalimliğinden ve kayıtsızlığından bahsetti. Özellikle keskin psikolojik gerçekçiliği ve insan doğasının karanlık yanını gözler önüne sermesi sebebiyle Condrad'ın romanlarının modernizm üzerinde büyük etkisi oldu. George Orwell deneme yazarı, romancı, eleştirmen ve provokatör Eric Blair'in takma adıdır. Diğer herkes varlıklıyken o orta sınıftan olduğu için okul arkadaşları tarafından dışlandı. Üniversiteye gitmek için parası olmadığından Hint Kraliyet Polis Teşkilatı'na katıldı ve Burma' da askerlik yaptı. Burada, İngiliz
Araştırma-İnceleme
İngiliz Edebiyatı 101Brian Boone · Say Yayınları · 2019259 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Martin İden
5/10
·420 syf.··
2026 1. kitabı
·
43 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 22:13
Deməli belə nəhayət ki uzun müddətdən sonra bitirə bildim. Mənim cahilliyimdəndirmi , tərcümədə bilmədiyim sözlərin və ya yorucu mürəkkəb cümlələrin çoxluğundandırmı, ya bəlkə yazıçının öz sıxıcı təhkiyəsindəndirmi bilmirəm amma səhifələri bir-bir saya-saya oxuyurdum ki, nə vaxt bitəcək. Bir də ki oxuduğum nəşrdə şriftlər çox kiçik idi, səhifə boyu uzun, bəlkə də ona görə qurtarmaq bilmirdi...Əsərdə bir kuliminasiya nöqtəsi olmalıdır, məncə bu romanda o çox gec gəldi. Martin maraqlı obrazdır, roman da olduqca realdır, uşaq vaxtı oxusa idim yəqin deyərdim ki Ruf haqsızlıq elədi, gərək çətin vaxtında da onun yanında olardı. Amma böyüdükcə insan başa düşür ki hər şey məhəbbətdən ibarət deyil. Həm də belə baxanda axı Ruf Martini heç sevmirdi də. Niyə axı ona dözməliydi? Ruf ona sadəcə heyranlıq duyurdu, elə Martində də eyni idi.. Bir də ki axı ilk Martin "aşiq olmuşdu", bu səbəbdən qızla daha çox vaxt keçirmək üçün çalışanda qızı da özünə aşiq etdi(məncə). Yəni yenə də Rufu günahkar hesab etmək olmaz, ən başda isə ona görə ki, Ruf axı hələ körpə idi, o sadəcə burjuaziya nümayəndəsi ailəsinin aşıladıqlarından başqa bir həqiqətlə tanış deyildi. Martinin burjuaziyaya, bayağılığa nifrət etməsi kitabın ana mövzusudur, amma yenə də haqqında fikir yürütdüyü şairlərin, ədiblərin başlıca Spenser olmaqla heç biri haqqında məlumatımın olmamağı bu mövzularda Martinin həqiqətən nə düşündüyünü, nə demək istədiyini, nəylə mübarizə apardığını tam olaraq müəyyən etməkdə çətinlik yaratdı. Brissenden obrazının gəlməyi ürəyimi isitmişdi, çünki Martini anlayan yeganə adam o idi. Bəlkə də o yaşasaydı Martin də yaşayacaqdı... Kitabın sonlarında Martinin duyğuları daha real təsvir olunmuşdu məncə, ən azından sonları mənə təsir etdi ona görə. Belə, ümumilikdə sıxıcı gördüm, linçləməsəniz belə
Martin İdenJack London · TEAS Press · 0135,2bin okunma
The Vegetarian
8/10
·176 syf.··
2026 15. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 22:03
The Vegetarian I have read a most staggering and profound book. I don't want to give spoilers, but I want to mention how this book affected my feelings and my thoughts about society. South Korean author Han Kang writes this book from three different perspectives. She criticizes the traditional and patriarchal society of South Korea. At the beginning of the book, Yong-hye's husband tells us about his wife. He describes her as an ordinary woman with nothing special about her. One day, Yong-hye has a nightmare and decides never to eat meat again. This causes a major conflict within the family. Her father hits her, and for this reason, she attempts suicide. Later, her brother-in-law takes her to the hospital. Due to the Mongolian spot on Yong-hye’s back, he becomes obsessed with her and sleeps with her. His wife catches them; consequently, both of them are taken to psychiatric clinics. Yong-hye consistently refuses to eat meat and begins to think of herself as a tree. Her sister feels sorry for her, yet on the other hand, she has been unhappy since her own marriage. Yong-hye believes that eating meat is related to violence. Society, her family, and her husband all want to take control of her life and body. Yong-hye maintains a silent resistance against South Korea's traditional and patriarchal society. At the same time, she wants to transform from an animal into a vegetal entity. This book is about how people defy societal norms to find freedom. The Vegetarian is not just a book about diet; it is a story that depicts a person's desire to be one with nature.
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,8bin okunma
6/10
·56 syf.··
2026 14. kitabı
Üniversitenin son senesi, mezuniyet yılı pandemiye denk gelmiş, bunalımlardan bunalım beğenirken bölümün derslerini de vermek zorundaydım. İşte böyle bir senede Tiyatro dersinde Harold Pinter ile tanıştım. Pinter sessizlik ve gerginliğin gücünü bir araya getiren tiyatro yazarı aynı zamanda oyuncudur. Samuel Beckett gibi absürd tiyatroya yakın bir tavrı var. Bunu inkar edemeyiz. Ama Pinter'ın eserlerinde anlamsızlık ve belirsizlik hissi de baskındır. Aynı zamanda günlük yaşamın olağan akışında bir şeylerin yanlış gittiğini de hissettirir okura. Pinter anlatacğı şeyi yarım bırakır, anlatmaz veya lafı dolandırır. Bu yüzden onun tavrı daha çok ona has bir şekilde "Pinteresk" olarak ifade edilir. Bu eserde ise Pinteresk tarzı yoğun bir şekilde hissediyoruz. Gus ve Ben iki seri katildir. Bu aslında okuyucuların yorumu. Yazar bize bu iki kişinin tetikçi olduğunu direkt olarak söylemez. Biz sadece yeni görevleri için bodrumda bekleyen iki kişi olduklarını biliyoruz. eser boyunca neyi beklediklerini bilmezken servis asansöründen anlamsız istekler gelmeye devam eder. Sürekli tekrar eden, ezberlenmiş gibi süregelen diyalogların ardından Gus sahneden çıkar ve tekrar geri döndüğünde Gus'ın mı yoksa Ben'in mi hedef olduğunu bilmediğimiz muğlak bir durumda buluruz kendimizi. Hissizliğin ve zamansızlığın içe içe olduğu, beklemenin zevkine varacağınız kısa bir eser. Kitapla ve saygı ile kalın.
Git Gel DolapHarold Pinter · Mitos Boyut Yayınları · 2013150 okunma
İnsan ne istediğini isteyemez, derler.
10/10
·112 syf.··
2026 11. kitabı
Ne aradığımı bilmiyordum evet ama şaşırtıcı olan buna rağmen başından beri olanı idrak etmek istemeyişimin gün yüzüne çıkmasını dilemem ki kitap bu noktada fazlasıyla nefes harcadı, harcadı diyorum, kesinlikle yaşatmanın olanaksızlığını göze sererek! Öyle bir serişti ki bu, sanki teker teker -ama topluca da bir yandan- hakim olan atmosfer ince sıkı demeyecek şekilde beklenmeyecek bir doğruganlıkla - ki bu ne empresyonist ne de natüralist gibi - diziyor, aslında dizmek de denemez, rastgele seçilmeyecek kadar gidişatlı, hırpalanmış bir derlilik ancak düzenli olmayacak kadar da bilinçsel yüzeyde havada kalıyor. Okudum kitabı çünkü... Çünkü... İşte tam da bana bunu anlattı kitap! Çünkü gibi yapısalcı görünen hayat (?) raflarından zevksiz senfonileri aktararak. Bir yerde şöyle yazıyor; "Sanki her an, gösterdiğin en ufak gevşekliğin seni hemen çok ötelere sürüklemesini bekliyormuş gibisin. Sanki her an, kendine şöyle demek ihtiyacını duyuyormuş gibisin: Bu böyle, çünkü ben böyle istedim; ben böyle istedim yoksa ölürüm." Yeterli gayet. Ölüm de esasında yaşamak diyor! Önceki sayfalarda ölmekte kurtarmaz diyor, mesela. Kitabın anlatım biçimi sıradışı geldi bana, evet, çünkü daha önce bu yazınsal dilde karşıma bir kitap çıkarmadığımdan ya da hatırlamayacak kadar o ân ilgimi çekmediklerinden. Şimdi daha fazlasına ihtiyacım var ama niye? Kitap zaman öldürmemiz lazım , dolaylı yoldan, demez buna. youtu.be/-SfBSEN9oyw?si=... , tesadüfen okurken kulağıma giren şarkının uyumu, peki? 25 yaşındaki genç tükenmişliğin safhasında sürükleniyor gibi görünüyor ama hiçte öyle değil! Tükenmek için doldurman gerekmez mi kadehi? Boş bardak bir gün taşar, hesabı buradaki. Her adsız bölümün bir tekrarı var gibime geliyor. Sanki hep bilmemekten
1000Kitap
Uyuyan AdamGeorges Perec · Metis Yayınları · 20205,1bin okunma