(Spoiler uyarısı)
Bazı kitaplar vardır, okurken ara vermek istersiniz ama yapamazsınız. Kürk Mantolu Madonna benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Hikaye ilerledikçe dikkatimi dağıtacak hiçbir şeye izin vermedi, her sayfa beni biraz daha Raif Efendi’nin dünyasına çekti.
Kitabı bitirdiğimde en çok Maria Puder’in ölümü değil, Raif Efendi’nin on yıl boyunca bundan habersiz yaşamış olması vurdu beni. Çevresinde insanlar, ailesi ve kalabalıklar vardı ama aslında çoktan yalnız kalmıştı. İnsanlardan kaçan, içine kapanan o adamı anlamamak mümkün değildi. Çünkü bazen yalnızlık, etrafınızda kimsenin olmaması değil, sizi gerçekten anlayan tek kişinin artık hayatta olmamasıdır.
Sabahattin Ali, Raif Efendi’nin sessizliğini öyle güçlü anlatıyor ki bir noktadan sonra onun hikayesini okumuyorsunuz, hissediyorsunuz. Kitap bittiğinde geriye büyük olaylardan çok, insanın içine yerleşen bir hüzün kalıyor.
Kürk Mantolu Madonna benim için bir aşk hikayesinden çok, geç kalmışlıkların, kayıpların ve insanın kendi içine çekilişinin hikayesiydi. Son sayfayı kapattığımda hissettiğim şey üzüntüden çok derin bir boşluktu.