9/10 Spoiler!!!
9/10
·368 syf.··
2026 6. kitabı
Serinin dördüncü kitabı.Vali kötü bir karakter olmasına rağmen bütün gel-gitleriyle bence sarıyordu.Belki bunda onun başlangıçtan beri yaşadıklarını bilmemiz etkiliydi.Ölmesini istemezdim.Ama Vali'den sonra bu roman serisi nereye evrilecek diye de merak etmiyor değilim.Bu kitabı beğendim.Olaylar sürükleyici şekilde ilerliyor.Kesinlikle bu seriyi tavsiye ediyorum.
Yürüyen Ölüler: MirasRobert Kirkman · Ren Kitap · 2015403 okunma
Hayal kırıklığı..(SPOİLER içerir)
Puan vermedi
Büyük bir umutla başladım okumaya çünkü ilk kitabı gerçekten beğenmiştim akıp gitmişti fakat enzonun ölümüyle bozulmaya başladı akış. Enzo çok güzel bir karakter ve potansiyeli var fakat Adelina dışındaki tüm karakterler gibi çok yüzeysel kaldı. Sevmeye fırsat bulamadık. Buna rağmen diriltilmemeliydi. Madem öldü ölü kalsın. Adelina çok iğrençdin verdiğin tüm kararlar mı yanlış olur Afsuni seni hak etmiyor. Çok karanlık yazılmış adelina yazar da belirtmiş zaten fakat hiç bir şekilde sevemedim adelinayı ve okumayı çok zorlaştırıyor. Baş karakter iyi olmalı demiyorum güzel işlense böyle de okunur ama ne hançerleri ne gül cemiyetini ne de violettayı sevemedim sadece afsuniyi seviyorum ama o da çok yüzeysel. Olaylar çok karışık sahneler arası atlanılmış noluyo dedim hele savaş sahnesi hiçbir şekilde kafamda canlanmadı bence betimleme eksikliği vardı. Ve gemmanın ölmesi çok gereksizdi. Hançerlerin ölüp durması yerine Adelina ile aralarının düzelmesini isterdim. İlk kitapta arkada Enzo, Teren, Adelinayı görüyoruz. Ama iki kitapta da adelinayı okuyoruz sürekli. Teren ve enzoda dışarıdan bir göz var raffaele de de aynı şekilde ama Adelina... Dilini, olay örgüsünü, karakterleri sevemedim. Marie ilk kitapta güzel iş çıkarmış hakkını yiyemem ama bu kitap bana göre çok eksik. Efsane serisini merak ediyorum umarım beğenirim. Teşekkürler.
Gül CemiyetiMarie Lu · Pegasus Yayınları · 20172,588 okunma
Reklam
Martin Eden mı demeliyim, Jack London mu?
9/10
·517 syf.··
2026 1. kitabı
Martin Eden mı demeliyim, yoksa sen mi gerçek ismini açıklamak istersin Jack London? Muazzam, muazzam, muazzam… Uzunca bir süre kitaplığımda bekleyen fakat elime aldığımda iki gün içerisinde eriyen, harika bir yarı otobiyografik roman Martin Eden. Genç ve toy bir denizci olan Martin, burjuva sınıfından olan Ruth’a aşık olur ve aşkı için kendini sosyo-kültürel manada geliştirmeye başlar. Ardından olaylar gelişir… Kendi ve Ruth’un sınıfı arasındaki farkları gören ve bu uçurumdan rahatsız olan bir genç adamın, iki sınıf arasında köprü kurma amacı ile çıktığı yolu okuduk bir nevi. Martin’in Ruth’a olan aşkının samimiyetini, gösterdiği azim ile kendini ispatlayışını öyle güzel anlattı ki Jack London, benim gibi bir okuyucu bunun ancak hakkını vermesi gerektiğini söyleyebilir. Çok iyiydi Kitapta beni en çok etkileyen şey, Martin’in kimse ona inanmazken de savaşmaktan vazgeçmeyişi oldu. Kuvvetli bir zihin ve sağlıklı bir bedenden müthiş bir adam yontuşunu okurken ziyadesiyle keyif aldım. Çevresindeki herkes (ablası, eniştesi, kız kardeşi, kız kardeşinin sevgilisi (!) ve hatta aşık olduğu Ruth bile) ona tabiri caizse ‘köpek çekerken’ hiçbirine boyun eğmeden istediği yolda yürüyen Martin Eden bana gerçek bir ilham kaynağı oldu. Kitap bittiğinde Martin’den ayrılıyor olmakta ayrıca canımı sıktı. İki gün gibi kısa bir süre zarfında arkadaş olmuş gibiydik. Benim gibi eski kafalı bir Z kuşağı gencinin, bu dikkat dağınıklığıyla daha uzun bir inceleme yazması ne yazıkki mümkün değil. Fakat biliyorum ki düşüncelerimi ifade edebilseydim, buraya çok daha can alıcı detaylar ekleyebilirdim. Detay demişken, Brissenden detayı… Hemdert dediğimiz bu adam gibi olur ve olmalıdır. Bana hakiki bir dost okuttuğun için teşekkürler Brissenden. Son olarak söyleyebileceğim
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Aşkın Müzesi mi, Saplantının Müzesi mi?
Puan vermedi
Spoiler içermez. Masumiyet Müzesi benim için ilk seferde kapısını tam açmayan, ama ikinci gelişimde beni içeri alıp uzun süre bırakmayan kitaplardan biri oldu. Bir ara yarım bırakmıştım. Sonra bir arkadaşımın okuma tavsiyesiyle tekrar elime aldım ve ilerledikçe de kendime şunu sordum: Ben bu kitabı nasıl yarım bırakmışım.. Bazı kitaplar ilk sayfalarda hemen kendini teslim etmez. Biraz sabır, biraz doğru zaman, bazen de bir dost tavsiyesi gerekiyor. Bu roman da bende tam olarak böyle çalıştı. Kitabı bitirdikten sonra aklımda en çok aşk değil, saplantı kaldı. Kemal gerçekten Füsun’a mı aşık, yoksa Füsun üzerinden kendi hayatını, kendi eksikliğini ve kendi kaybını kontrol etmeye mi çalışıyor, bundan emin olamadım. Hatta bir yerden sonra bana Kemal’den bile daha saplantılı olan kişi Orhan Pamuk gibi geldi :) Çünkü bu hikâyeyi sadece yazmakla yetinmeyip onu bir müzeye dönüştürmek, bence edebiyatla takıntı arasındaki çizgiyi bilerek bulanıklaştırmak demek. Sanki roman bitmiyor; nesnelerin, hatıraların ve vitrinlerin içinde yaşamaya devam ediyor. Masumiyet Müzesi’nin en çarpıcı tarafı, büyük laflarla değil küçük ayrıntılarla insanı yakalaması. Bir eşya, bir sigara izmariti, bir bakış, bir masa düzeni; hepsi zamanla duygusal delile dönüşüyor. Kemal’in hikâyesinde de bu ayrıntılar sadece hatırlamak için değil, tutunmak için var. Onun aşkı, sevdiği kişiye duyduğu özlemden çok daha fazlası; beklemeyi, biriktirmeyi, her şeye anlam yüklemeyi ve kendini bu bekleyişin içinde yeniden kurmayı içeriyor. Bir yerden sonra Füsun kadar, Füsun’un yokluğu da Kemal’in hayatında başrole geçiyor. Orhan Pamuk’un gerçekçiliğini çok sevdim. Karakterler roman karakteri gibi değil de, İstanbul’un bir döneminde gerçekten yaşamış ve biz onların hayatına gizlice bakıyormuşuz gibi duruyor. Bu
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:00
Nasıl anlatılmalı ki bu kitap. Beni fazla etkiledi. Okurken ilk düşündüğüm şey sosyal kimliklerimize o kadar bağlanıyoruz ki insan olmayı unutuyoruz sanki. Hatta o kadar çok bağlanıyoruz ki sosyal kimliğimizin dışındaki insanların insan olduğunu unutuyoruz. Hikayemiz bir ölüm haberiyle başlıyor. Anlatıcımız İbrahim’in çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölümüyle. Ölümün nedenini merak edip eski yaşadığı şehre yani Mardin’e giden İbrahim burada Hüseyin’in ölümünün perde arkasını öğreniyor. Tek ölümü de değil ayrıca Ezidi’lere gösterilen zulümden de bahsediliyor. Nasıl bir dehumanizasyonla (insandışılaştırma) baş ettiklerini okuyoruz. Çok spoiler vermek istemediğim için kısaca bahsettim. Ama gerçekten beni fazlasıyla etkileyen bir kitap oldu. Biraz da hayatın gerçeklerini bilelim. Tavsiye ediyorum mutlaka okumalısınız. Zaten hikayenin içine çekiliyorsunuz fazla akıcı da bir dili var. Ek olarak: Ahmet Ümit ile Livaneli’nin anlatım tarzının ne kadar benzediğini düşünmeden de edemedim.
1000Kitap
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,8bin okunma
Spoiler İçerir !
Puan vermedi·88 syf.··
2026 11. kitabı
Kitabımızın ana karakterlerinden biri olan Baron; gençliğin verdiği canlılığı kendinde gösteren, çapkın ve hovarda bir delikanlıdır. Bu adam hayatı günü birlik yaşayan, yalnızlıktan hoşlanmayan bir kişiliktir. Bu tarz insanlar dışarıdan kusursuz gibi dururlar. Kıyafetleriyle, özgüvenleriyle, olduğunu sandıkları entelektüellikleriyle kendilerini çabucak belli ederler. Ama özlerinde en büyük boşluklar bunlardadır, neden mi ? Etik değerleri olmayan, şehvetleri uğruna gözlerini karartan, gündelik yaşamdaki sıradan olayları " şavaşta her yol mübahtır " mottosunu kendi lehlerinde meşru kılma hakkını kendilerinde görerek acizlik derecesindeki davranışları yapmaktan asla çekinmezler. İşte baron gibi karakterlerin bazen hakkından gelmek için on iki yaşlarında cesur bir çocugun dirayet göstermesi yeterli oluyor. Firavun' a bir sinek yeterken kader Baron' a daha cömert davranıp bunu bir çocukla yapıyor. Merak etmeyin baron ölmeyecek ama binbir çabayla uğraştığı amacına ulaşamayacak. Bu son beni onun ölümünden daha bahtiyar etti. Teşekküler zweig...
Yakıcı SırStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202551,4bin okunma
Reklam
Reklam