Agota Kristof – Büyük Defter, Kanıt, Üçüncü Yalan
Dikkat, spoiler içerir!
Savaşın ne kadar dehşet verici olduğunu ve herkese, özellikle de çocuklara, neler yaptığını çok sade, net ve çocukların kendi ağzından dinlediğimiz bir kitap. Bir çırpıda okunup bitiriliyor; tarzı oldukça farklı ve etkileyici.
Başta ikizlerin hemşireyi öldürüp öldürmediğini anlayamadım, nedenini de kavrayamadım. Annelerinin ölümüne tepkisiz kalmaları ve babalarını ölüme göndermeleri çok tuhaf geldi. Açıkçası iki çocuk olmadığını düşünmeye başlamıştım ve sonunda haklı çıktım. Tahmin etmesi zordu aslında; baştan okuyacak olsam birçok ayrıntıyı yeniden keşfedeceğimi hissediyorum.
Yazar kalemini hiç sakınmamış. Çocukların içinde kaldıkları dehşet verici kötülükler, onların masum diliyle anlatılmış. Bu iğrençliğin gerçekliği ise insanı derin bir üzüntüye sürüklüyor. Çocukların tavırlarındaki aşırılık, savaşın vahşileştirdiği ruhlarında duyguya dair pek bir şey bırakmadığını gösteriyordu. Buna rağmen birçok yerde etik davranmaları da ayrı bir değer taşıyor.
Zaten yaşananların büyük kısmının Lucas’ın kurgusu olduğunu öğrenince biraz olsun rahatlıyoruz. Ancak hikâyenin yazarın kendi yaşamından izler taşıması, anlatılanların büyük bölümünün gerçek olabileceği hissini güçlendiriyor.
Kitapçının hikâyesi, kütüphanecinin hikâyesi, Yasmine’nin hikâyesi ve Mathias’ın hikâyesi… Belki de hepsi Lucas’ın bir parçasıydı.
İşin en kötü yanı ise Lucas’ın geçirdiği kazayı trajik yönleriyle hatırlamıyor olmasıydı. Annesi ve babası ona gelmeyince onlara karşı kin beslemiş, yalnızca kardeşini beklemişti. Kader onları yeniden buluşturduğunda ise her şey için çok geçti. Üstelik tüm gerçekleri öğrenemeden göçüp gittiler. Klaus da en az Lucas kadar zor bir hayat yaşamıştı; annesinin onu bekleyişini ve babasının ölümünü