Nasıl başlayacağım bilmiyorum ama bir yerden başlamak gerekiyor. Beyaz gecelerin kitabının ilk öyküsü olan ve kitaba başlığını veren Beyaz gecelerden başlayacağım. Kitapta hayalperest bir kahramanımızla ve nastyenka adlı bir genç kızımız var. Bu iki karakterin yolları kesişiyorlar.(Ki bence yollarının kesişmesi bile milyonda bir.)Neyse bu iki karakter birbirlerini tanımak istiyor o yüzden kendilerinin yaşam öykülerini anlatıyorlar.İkisininde yaşam öyküsünü okuyunca en çok dikkatimi çeken sizinde tahmin edeceğiniz üzere hayalperestinki oluyor. Çünkü diğer kahramanımızın öyküsü herkesin başına gelen yada görülme ihtimali çok olan öykülerden biri bu yüzden de lafı uzatmadan hayalperestin öyküsünü anlatmaya bir an önce başlayayım.Baş kahramanımız(Yani Hayalperest) hayatı yaşamaktan ziyade zihinde ki kurduğu hayallerle yaşamaya çalışan buna örnek olarakda kitaptan bir alıntı paylaşıyorum "Tabii o zaman soruyorsun kendini. nerede şimdi? o hayallerin. Kafanın iki yanına sallayıp yılları nasıl da uçup gidiyor diyorsun yine soruyorsun nasıl geçirdin o yıllarını en güzel zamanları nereye gömdün o yılları yaşadın mı yaşamadın mı?" diye kendine sorular soruyor.Tabii bu sorular cevapsız ve geciken sorular oluyor. Yani dostlarım kısacası baş kahramanımız ömrünü hayalle geçirmekle bitiriyor. Hayalperestin öyküsünden daha da bahsetmek isterdim de ama inceleme pek uzuna kaçıyor. Gelelim bu hikayenin bir diğer noktasına( Spoiler içerir) Nastyenka sevdiği gelmemesini düşününce kendisine aşık olan hayalperesti sevmeye çalışıyor tabii sevsin ama bu yaşananlar 4 gün içinde oluyor 3.günde sevdiği kişi gelmeyince 4.günde yanılmıyorsam hayalperesti sevmeye çalışıyor .Benim anlamadığım nokta şurası hani acını bile çekmeden yani onu unutmaya bile çalışmadan nasıl bir insanı sevebilirsin ki
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,4bin okunma
Selamlar. Kitaplığımda ki okumadığım kitapları bitirmek adına başladığım serüvende bugün ki eşlikçimle geldim. Baştan söyleyeyim acayip minnoş bir yazarı var. Ara ara kitapla ve karakterlerle alakalı dedikodu yapmak bana çok iyi geldi. Gelelim konumuza! Asude bir mağazada satış görevlisi olarak çalışıyor. Aslında kendisi veterinerlik mezunu ama malum ülkemizde üniversite bitirmek yeterli bir kaide sayılmıyor artık. Ancak o halinden memnun. Çünkü annesi ve babasıyla Çanakkale'de azıcık aşım kaygısız başım, sağlıklı ve mutlu bir hayatı var. Ta ki babasının son dönem ki durgunluğuna kadar. Bu durgunluğun sebebini öğrendiklerinde ortalık baya karışıyor. Babası amcası için kefil olmuş ve borçlar almış başını gitmiş.
Yılların emeği ile alınmış evde tehlikede. Asude iş yerinde arkadaşına bu durumu anlatırken çarşıda birkaç kez gördüğü o adam da bunları duymuştu. Savaş evlenmek istemiyor ama babaannesinin de dayatmalarına artık dayanamıyordu. Asude'ye bir teklifte bulundu. Kaçınılmaz ve bayıldığım o klişe ortaya girdi. Anlaşmalı evlilik! Kitapta resmen Asude ve iç sesleri beni krize soktu. Asude'nin halasından ve amcasından ivedilikle nefret ettim. Tamam. Maalesef her ailede böyle akrabalar vardır ama bunlar çok ekstraydı ya! Melike hepimizin aradığı ama çoğumuzun bulamadığı o mantık tarafımızın konuştuğu arkadaştı. Ben bu kızdan razıyım. Savaş ile alakalı kararı mı sayfalar ilerledikçe şekillendi diyebilirim. Çünkü başlarda evlenmek için daha doğrusu evlenmemek için kurduğu sebepler bana pek mantıklı gelmemişti.Ancak ileriki sayfalarda ailesine karıştıkça ve anne - baba durumunu öğrenince bir taşlar yerine oturdu.
Çünkü kitabın başından beri Savaş Ali'nin anne ve babası ile alakalı bir bilinmez vardı. Ayrıca Sinop'a yani savaşın ailesinin yanına gittiklerinden sonra kitapta
Herkesin bildiği gibi; Türk edebiyatının ilk edebi romanı kabul edilen romanı İntibah’tır. "İntibah" kelime anlamı olarak "Uyanış" demektir.
Hikaye, iyi eğitim almış, zengin ancak hayatı ve insanları tanımayan Ali Bey etrafında dönüyor.. kitabı spoilersiz anlatamayacağım
️Spoiler️
Ali Bey, Çamlıca’da gezerken Mahpeyker adında büyüleyici bir kadınla tanışır ve ona sırılsıklam aşık olur. Ancak Mahpeyker, hafifmeşrep, birçok erkekle ilişkisi olan ve Ali Bey’in saf duygularını suistimal eden bir kadındır. Ali Bey'in annesi Fatma Hanım, oğlunu bu kadından kurtarmak için eve Dilaşub adında dünya güzeli, temiz bir cariye satın alır. Ali Bey başta Dilaşub’a yüz vermese de zamanla Mahpeyker’in gerçek yüzünü öğrenir. Yıkılan Ali Bey, Mahpeyker’i terk edip evdeki Dilaşub’a yönelir ve onunla evlenmeye karar verir. Bunu gururuna yediremeyen Mahpeyker, korkunç bir intikam planı hazırlar. Çeşitli entrikalarla Dilaşub’a iftira atar; onun evden kaçtığını ve başka erkeklerle düşüp kalktığı yalanını yayar. Ali Bey bu iftiraya inanır, Dilaşub'u evden kovar ve kahrolup kendini içkiye, kumara verir. Bütün servetini kaybeder, annesi Fatma Hanım ise kahrından ölür. Evden kovulan Dilaşub, esirciler vasıtasıyla Mahpeyker’in eline düşer. Mahpeyker’in asıl amacı Ali Bey'i tamamen yok etmektir. Ali Bey’i Üsküdar’daki bağ evine çağırtıp orada kiralık katillerine öldürtmeyi planlar. Dilaşub bu korkunç planı duyar. O gece, Ali Bey eve geldiğinde Dilaşub onu uyarır. Ali Bey'in kaçmasını sağlamak için onun paltosunu giyip yatağına uzanır. Karanlıkta odaya giren katiller, yatakta Ali Bey'in yattığını sanarak Dilaşub’u bıçaklayarak öldürürler.
Durumu fark eden Ali Bey geri döner, Dilaşub’un cansız bedenini görünce çılgına döner ve mutfaktan aldığı bıçakla Mahpeyker’i orada öldürür. Olay yerine gelen
İntibahNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,2bin okunma
Bu kitap önce, kapitalizmin mutsuzluğu bile ticarete döktüğü karanlık bir dünyayı absürt bir mizahla eleştiren, özünde ise yaşamı ve umudu yücelten bir eser olarak tasarlanmış. Mizahı eğlenceli, okuması kolay. Tuvache ailesinin doğuştan neşeli oğlu Alan, bu karanlık kurulu düzeni iyimserliğiyle yıkan bir "kurtarıcı" olarak yazılmış. Ancak kitabın son sayfasında Alan’ın intihar etmesi, eserin tüm bu edebi ve felsefi zeminini ciddi biçimde sarsıyor.
Yazarın , eserinin "mutlu sonla biten sıradan bir masal" olmasını engellemek için, sırf okuyucuyu sarsmak adına tercih ettiği bu final, "şok değeri uğruna güçlü bir alt metnin feda edilmesiyle" sonuçlanmış. Kitap boyunca Alan’ın bitmek bilmeyen enerjisi ve yaşama sevinci, okur olarak bana da güçlü bir yaşam hevesi aşılamıştı. Ancak finalde karakterin intiharı, romanın içindeki dünyayı yıkmakla kalmıyor; okurda yeşerttiği o yaşam hevesini ve umudu da aniden öldürüyor. Bu durum, okuyucunun metinle kurduğu duygusal bağı ve güveni zedeliyor.
İntihar DükkânıJean Teule · Sel Yayıncılık · 202417,8bin okunma
DUVARLARI BOŞ BOŞ İZLETEN O KİTAP: GÜZEL ÇİRKİN!
Şu an bu satırları şok içinde, kelimenin tam anlamıyla duvarları izleyerek yazıyorum! Alice Feeney, sen ne yaptın, bu nasıl bir akıl oyunuydu resmen?!
Daha ilk 150 sayfada "Elimde ne delil var ne kanıt, yazar bizi nereye sürüklüyor?" diye defterime notlar alırken, yazarın beni adım adım nasıl bir tuzağın içine çektiğinden tamamen habersizdim. Gerilim okurken ters köşe yapılmasını hepimiz severiz ama bu kitapta "Daha iyisi olamaz" dediğim her an, yazar daha da büyük bir darbeyle geldi. Son sayfaları resmen nefessiz okudum!
Kitap hakkında tek bir spoiler vermeden sadece şunu söyleyebilirim:
İntihal yapan, bencillikte zirveye oynayan bir yazar piyonu... Issız, tekinsiz ve herkesin bir şeyler sakladığı Amberly Adası sakinleri... Ve her şeyin arkasında ilmek ilmek örülmüş muazzam bir intikam ağı! Ava gidenin öyle bir avlanışı var ki, finalde "İlahi adalet budur" demekten kendinizi alamayacaksınız.
Eğer şu sıralar sizi yerinizden sıçratacak, elinizden bıraktırmayacak ve bittiğinde "Az bile övmüşler" dedirtecek gerçek bir gerilim arıyorsanız, aradığınız ilaç kesinlikle burada!
*spoiler*
kailey’in ryan ve cade arasında koşup durmasını takip etmek inanılmaz yorucuydu. kitap akıcıydı, maalesef basit olan tek şey dili değildi. kurgusu da bir o kadar sıradandı.