Güzel bir polisiye roman olabilecekken romantizme kurban giden bir kitap: Karantina.
Ana karakterimiz Zeynep, yeni bir okula başlar ve okuldaki ilk gününde okul karantinaya alınır. Bu da yetmezmiş gibi bela mıknatısımız okulda yalnız yalnız gezerken bir ceset görür. O esnada diğer ana karakterimiz Onur ile tanışırlar. Onur'un iki yakın arkadaşı Burak ve Mert'in de cesedi görmeleri üzerine bu dördü cesedi alıp saklarlar. Peki neden? Çünkü okul, Onur'un babasının okulu ve duyulursa onun için kötü olur. Yani Onur babasını korumak için cesedi saklıyor, evet. Diğerleri de arkadaş kategorisinden yardım ediyorlar, Zeynep de görgü tanığı olduğu için...
Neyse bunlar başlıyorlar okulda katili aramaya. Tabii cinayetten başka haberi olan yok... Herkes kendi havasında takılıyor. Kitabın en saçma sahnesi okul karantina altındayken edebiyat öğretmeninin "Okulun Romeo ve Juliet'ini seçeceğiz." diyerek bir yarışma düzenlemesiydi. Tabii ki ana karakterlerimiz Onur ve Zeynep (ana karakter oldukları için) bu yarışmaya katılmasalar olmazdı. Hatta katılmakla da kalmayıp kazandılar yarışmayı.
Neyse, karantina kalktı, ana karakterlerimiz (buraya dikkat) cesedi okulda unutup evlerine gittiler. Evet, sanki kitaplarını okulda unutuyorlarmış gibi... Ertesi gün cesedi okuldan almak için sakladıkları yere gittiklerinde bir de ne görsünler? Daha doğrusu ne göremesinler? Ceset! Evet, ceset sakladıkları yerde yoktu.
Başka olaylar oldu, fazla detaya girmeyeceğim, bu okuldaki cinayet ve bir başka cinayet daha Onur'un üzerine kaldı. İşte Onur cinayet işlediği hatırlamıyor çünkü unutma hastalığı var falan... Sonuç olarak ortaya çıkıyor ki Onur katil değilmiş, tüm bunları da Onur'un babası sandığı ama aslında babası olmayan, aynı zamanda okulun sahibi ve müdürü olan kişi, Ender, Onur'dan ve Onur'un