Muhtemelen tecavüz fantezisi olan bir yazarın 600 sayfa saçmalaması.
4 sene önce, daha liseye giderken okumuş ve sevmiştim. Şu an okuduğumda neyi sevdiğimi anlamıyorum. Aslında bu mutluluk verici benim açımdan. Çünkü bu demek oluyor ki geçtiğimiz dört senede değişmiş ve gelişmişim :) Aynı Bahar olarak kalmadığım için kendime teşekkür ediyor ve kitap yorumuma geçiyorum.
19 yaşında ve aklı başında bir kadın olarak, bu okuyuşumda kitaptan (olaylar, karakterler, kurgu...) neden nefret ettim? Maddeler halinde anlatmak istiyorum.
1) Ediz'in en başta babasını öldüren adamdan (Atalay) intikam almak için onun kız kardeşini öldürmeye kalkması ve kaçırması. Ediz kendi adaletini sağlamaya çalışıyor ama bunu olayla bir ilgisi bulunmayan, masum bir kızı kullanarak yapıyor. Sırf Atalay'ın kardeşi olduğu için.
2) Doğa'nın eline defalarca kez (hepsini saymadım ama aklımda kalan en az dört kez) kaçma/kurtulma şansı geçmiş olmasına rağmen hiçbirinde o fırsatı değerlendirip kaçmaması. Hatta ve hatta polislere yakalanmamak için Ediz'le birlikte polislerden kaçmaları. Bunun için Doğa'nın bahanesi, Ankara'da ailesinin yanındaki hayatına dönmek istememesi. Ailesiyle arası ne kadar kötü olursa olsun, Ediz'in yanında istediğinde zarar verebileceği bir kurban, istediği gibi kullanabileceği bir kukla olmayı seçmesinin mantığa oturacak hiçbir açıklaması olamaz. Bir insan kendinden, ailesinden, hayatından ne kadar nefret ederse etsin kendine bu kadar, bu şekilde işkence etmez. Kendini, seni öldürme potansiyeli olan, ve bunu yapacağını da söyleyen birine teslim ederek bir yere varamazsın.
3) Ediz'in Doğa'ya onun malı olduğunu ima etmesi/söylemesi. "Sen benimsin, benim olana kimse dokunamaz. Sana sadece ben zarar verebilirim. Seni sadece ben öldürebilirim. Seni sadece ben ağlatırım ama gelip
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İlişkilerdeki bağlanma stillerini çok iyi bir şekilde örneklerle anlatan, okuyanlara çok şey katacağına inandığım mükemmel bir kitap. Kendi bağlanma stilinizi ve özelliklerini öğrendiğinizde romantik ilişkilerinizde neyi neden yaptığınızı ve neden o şekilde düşündüğünüzü/hissettiğinizi anlayabiliyorsunuz. Ayrıca partnerinizin bağlanma stilini de bilirseniz onun da ilişkinizdeki davranış ve düşüncelerini daha iyi anlayabilirsiniz. Çok çok yararlı bilgiler barındırıyor ve mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Ben kaygılı bağlanan bir insan olarak kaçıngan bağlanma stiline sahip olduklarını fark ettiğim geçmiş partnerlerimle ilişkimizin neden yürüyemediğini, ilişkiden beklentilerimizdeki farkları daha iyi anladım. Bundan sonra flört ettiğim kişiye soracağım ilk soru bağlanma tipinin ne olduğu olacak. Kaçıngan derse ben de arkama bakmadan kaçacağım :D
Bağlanma tipinizi bir testle öğrenmek isterseniz aşağıdaki testi çözebilirsiniz;
idrlabs.com/tr/baglanma-sti...
Spoiler içermektedir!
Veronika hayatın tekdüzeliğinden sıkılmış yirmili yaşlarında bir kadın olarak intihar etmeye karar verir ve bu amaç doğrultusunda birtakım haplar içer. Ancak (buraya ne yazık ki mi yoksa neyseki mi yazmam gerektiğini bilmiyorum) bir şekilde hayatta kalır ve bir akıl hastanesine yatırılır. Çünkü birinin hayatta kalmak için çabalamaması doğasına aykırıdır ve intihar etmesinin tek nedeni, akıl sağlığını kaybetmiş olması olabilir. Yani en azından kitaptaki “normal” insanlar bu şekilde düşünüyor olacaklar ki Veronika'nın intiharı akıl hastanesinde son buluyor.
Veronika’nın yaşamına son vermek için içtiği haplar, kalbinde büyük hasar bırakmıştır ve doktorlar fazla yaşamayacağını söylerler. Akıl hastanesinde kaldığı süreçte Veronika, hastanede kalan bir başka hasta ile kaçar ve ölümü bekler. Aslında doktoru Veronika'yı tezi için kullanmıştır, ancak hastaneden kaçtığı için gerçeği öğrenemeyecek ve ömrünün kalan her günü ölümü bekleyecektir. Doktora göre belki bu sayede hayatının değerini de anlayacaktır. Ve, okuyucu olarak benim gördüğüm, anlamıştır da.
Kitabın sonunda Paulo Coelho, kitap için fazla iyimser bir tablo çiziyor. İntihar eden "hasta", doğal yoldan gelecek olan ölümü beklerken ölmekten vazgeçiyor, yaşama sarılıyor. (Ama tabii doğal yoldan gelecek olan ölüm de gerçekte yakın zamanda onu ziyaret etmeyecek.) Gerçekten intihar etmeye niyetlenmiş birinin yapacağı bir şeymiş gibi gelmiyor bana bu.
Bir ekleme: Bence Veronika intihar etmeye karar verdiğinde öldü, intihar etmeye karar veren herkes gibi. Nefes almaya devam etmesi durumu değiştirmiyor.
Kitap üç kısımdan oluşuyor; isimleri sırasıyla "Yuvarlağın Köşeleri" (etikalar), "Dün Yağmur Yağacak" (öyküler) ve 'Ça (otokopi-denemeler). Ben en çok ilk kısmı beğendim. En çok alıntı paylaştığım kısım da orasıydı. Özdemir Asaf mükemmel bir şair, kendisini ve şiirlerini çok severim. Ancak kişisel olarak şairliğiyle kıyasladığımda, öykücülüğünün bana göre olmadığını, bana hitap etmediğini okurken fark ettim.
Kitabı, Akmar'da kitap alışverişi yaptığım bir kitapçı hediye etmişti, bu yaz aldığım felsefe dersinde Faust ve Mephistopheles'in ismi geçince mutlu oldum biliyorum diye.