mamafih benim de gizli kitaplarım yok değildi. bunları sen bile pek iyi bilmezdin. ara sıra onların tekrar tekrar okunmaktan sararmış, dağınık yapraklarını gördükçe "bu nedir?" diye sorardın. "hiç, manasız şeyler.. bilmem ki, nereden kitaplarımın arasına karışmış öyle.. öteberileri sarıyorum da!" diye cevap verirdim. benim gizli kitaplarım sizinkiler gibi şuh, çapkın kadın ve aşk hikayeleri ile ilgili değildi. bunlar, dünyada kendilerini daima yalnız bulmuş insanların, yalnızlıktan bahseden acı, bedbin yazılarıydı.
yaşamak yalnızca bir rüyadır. bunu benden önce de ifade edenler olmuş; fakat bu benzetme âdeta gölgem gibi peşimden ayrılmıyor. düşünüyorum: insanların gücü ve yaratıcılığı avuç içi kadar bir çerçeveye sıkışmış; ellerinden fazla bir şey gelmiyor. dikkat ediniz, bizim tüm gücümüzle savaşımız sadece geçinmemize ve barınmamıza yarıyor. yani mahrumiyetlerle geçen şu uğursuz hayatı uzatmaktan başka bir şey değil yaşamak. içimizin rahat olduğunu hissettiğimiz zamanlarda bile, bu rahatlık, başımıza geleceklere karşı tanrı'ya sığınmamızdan kaynaklanıyor. zindanların duvarlarına hoş resimler, iç ferahlatıcı manzaralar çizen tutuklulara benziyoruz. ah kardeşim, bunları düşündükçe aklım duruyor!
kendime, kendi içime bakıyorum ve orada devasa bir evren buluyorum. fakat bu evrende hayat ve devinimden çok, anlamlı sezgiler ve şüpheli arzular var. o zaman her şey karşımda yıkılıyor ve ben gülümsüyorum; sürekli bir dalgınlıkla düşünerek, bir girdabın derinliklerine dalıyorum.
ey zaman, uzaklaşmaktasın benden şimdi.
yaralanıyorum her kanat çırpışınla.
ama kalınca yalnız, söyle, neye yarar ki;
dudaklarım, gecem ve gündüzüm tek başına?
yok bir sevgilim, bir dört duvar,
ne de bir iklim, gönlümce.
bütün kendimi adadıklarım, ömrümce,
ansızın zenginleşip beni harcamaktalar.