Herkese merhaba
Daha önce iki kez okunmayı deneyip yarım bırakmıştım bu kitabı. Hayatıma girme zamanını doğru ayarlayamamışım galiba:)
Kitapların da insanlar gibi olduğunu düşünmüşümdür hep. Doğru zamanda doğru şekilde hayatımıza girmeliler...
Ama kitabı okuduğum süre içerisinde defalarca yarım bırakma isteği kapladı içimi. Yine mi doğru zaman değildi yoksa :D
Söylenerek başının etini yediğim arkadaşlarımdan özür diliyorum bu vesileyle :)
Neyse gelelim kitaba...
Hepimizin hayatında bir dönüm noktası vardır. Kimimiz bunu kaçırır ve hayatının içinde kurcalanarak ömrünü tüketir. Bazılarımızın ise gözü daha açıktır bunu farkeder ve böylece "yeniden yaşamaya" başlar.
"Tanrılar okulu", Dreamer ile karşılaşması sonucu hayatı değişen veya belki de değiştirilen bir adamın yaşam yolculuğunu anlatıyor bize. Aslında bizden biri o. Hepimizin yaptığı kadar hata yapan, acı çeken, mutlu olabilmek için çırpınıp duran, zaman zaman hüzünle dalgalanan sıradan bir adam... Ama bir gün Dreamer ile karşılaşıyor ve hayatı değişmeye başlıyor.
Kelimenin tam anlamıyla içsel yolculuğa çıkarıyor bizi kitap. O kadar biz ki anlatılanlar. O kadar hayat ki yazılanlar... Okudukça kendi hayatını, seçimlerini, yaptıklarını gözden geçirmesi gerektiğini hissediyor insan.
Belki de çoğumuzun yapamadığı belki yapmaktan çekindiği bir iç hesaplaşma,
kendi gerçeğiyle yüzleşme...
En zoru kendimizle yüzleşmek değil midir zaten... En kolay da kendimize yalan söylemez miyiz biz...
Bu tür kitaplar okuduğumda döner kendi hayatıma doğru bakarım hep. Neyi daha farklı yapardım şimdiki ben olsam diye düşünürüm. Ama sonra da şimdiki benin o yolculuk sonunda oluştuğunu hatırlayıp rahatlarım. Bazen zamanında, bazen nefeslenerek, bazen de çok geç kalarak ilerlemişim bugüne. Pişman değilim, yazarın 'aslında yok' dediği
Gerçekte, eşcinsellik ne bile bile seçilmiş bir sapıklık, ne de yazgısal bir lanettir. Belli bir durum içerisinde seçilmiş, yani hem birtakım dürtülere bağlı, hem de özgürce benimsenmiş bir tutumdur.