“ Avrupa’nın orta yerinde bile Orta Doğu kadınları bir bakışta ayırt edebilirim. Hepimizin gözlerinde derin bir korku ve hüzün var. Özgüvenimizi hiçbir zaman kazanamamışız, gururumuz Rasputin gibi yaralarla dolu. Batılı kadınların bedenlerini taşıışından eser yok bizde. “
“Cenevredeki ilk gecelerimde, sokaklarda, diskolarda, barlarda sevgililer ile sarmaşdolaş yürüyen, dans eden, öpüşen, Şen kahkahalar atan 13- 14 yaşındaki kızları görünce içim cız ederdi. İlk gençlik yıllarımı benden çalmıştı Türkiye ve onları başka hiçbir ülke geri veremezdi. Zamanla, içimi acıtanın, bu kızların özgürlüklerinden de öte mutluluklari olduğunu anladım. Genç ve umut yüklü bakışlarında seyrediyorlardı dünyayı; yanlarındaki delikanlılar onları sevgiyle, hayranlıkla, tutkuyla kucakyordu; hiç tokat yememişler ve büyük olasılıkla bir ömür boyu yemeyeceklerdi; doğup büyüdükleri topraklar gelişip serpilme elerini, gerçek boylarına erişmelerine, mevsimi geldiğinde çiçek açmalarını sağlayacaktı. Daha şimdiden Küçükbirer tanrıçaydı hepsi. Ülkemdeki erkekler kadınlara böyle bakmıyor, böyle davranmıyordu. O yaştaki ilk ilişkilerimde aklından kalan, “ne koparsan kardır” “türünden bir cinsellik, nedenini bir türlü çözemediğim aşağılanmayalar, karşımda beliren zorbalar, timsahlar, cadı yakma törenleri, o.. yaftalarıydı.”