Sevgi

Puan vermedi·49 syf.·
2026 13. kitabı
Jules Verne’i hepimiz 80 Günde Devriâlem, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah veya Balonla Beş Hafta gibi eserlerinden, bizi sürekli heyecan dolu maceralara ve farklı dünyalara çağıran o eşsiz hayal gücüyle tanırız. Ancak bu kez karşımızda devasa makineler veya uzak kıtalar değil, bir insanın iç dünyasındaki o derin ve karanlık pencereden bize seslenen, sadece 49 sayfada insanı kendi zihin girdabına çeken bambaşka bir Verne var: Usta Zacharius. Bu kitabı bir sahaftan aldığımda karşılaştığım manzara beni hikayenin kendisi kadar etkiledi; benden önceki okur metnin içinde sadece tek bir alıntının altını çizmiş, geri kalan tüm dikkatiyle bilmediği kelimelerden kendine bir sözlük tutmuştu. Bir okurun metinden maksimum verimi almak için gösterdiği bu titiz çaba, kitabın o ağırbaşlı havasıyla öyle güzel bütünleşmişti ki, saatlerin akrep ve yelkovanına can verdiğine inanan bir ustanın her mekanizmaya bir "kalp atışı" atfederek Tanrı ile yarışmaya kalkışmasını okurken o emeği hep yanımda hissettim. Bilmenin verdiği narsistlikle en üst evreye ulaştığını sanan insanın aslında kendi yarattığı düzene hapsolmasını ben bir nevi "Zacharius Usta Sendromu" olarak görüyorum; tıpkı Oblomov'un ataleti gibi, burada da bilimin ışığıyla körleşen bir saplantı ve kendi icat ettiği çarkların kölesi olma hali var. Zacharius’un o meşhur "Zamanı tanrı yarattı, onu ben kurdum!" haykırışı ve "Benim saatlerimden hiçbirini Tanrı bile geri bıraktıramaz!" kibri, aslında bir yaratıcılık iddiasından ziyade kendi sonunu hazırlayan bir zehrin ilanı gibi. Bu kitap; bilginin her şeyi çözeceğine inanırken hayatın o kontrol edilemez ritmini unutanlar, teknoloji ve algoritma dünyasında kendi ruhunu birer dişli çarka dönüştüren modern zaman ustaları ve bir oturuşta biten ama etkisi haftalarca süren felsefi derinlik
Zacharius UstaJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“..o zaman tel örgülerle kaplıydı hayatım ve ben, yaralanmak pahasına da olsa bu dikenli telleri umutsuzca parçalamaya çabalardım…”
“Bir insanı gerçekten sevmek, onun tuhaflıklarını, başka hiç kimsenin, kendisinin bile benimseyemediği, hatta fark etmediği huylarını sevmektir...”
"Bir insan ne kadar ne kadar kötü dövülürse dövülsün, içeriden ya da disaridan, bedeni ya da ruhu ne kadar incinmis olursa olsun, yasami yeniden sevebilir. Yeter ki kafasini hep ayni duvarlara vurmaktan vazgeçsin."
“Benim cehennemim ne topraklarımda, ne de buradaymış. Onu kendi içimde taşıyormuşum, tıpkı cennet düşlerim gibi.”