Psikanaliz ve Sonrası, Engin Geçtan’ın psikanalize yalnızca bir tedavi yöntemi olarak değil, insanı, toplumu ve modern varoluşu anlamaya yönelik bir düşünme biçimi olarak yaklaştığı metinlerden oluşur. Kitap, Freud’un kurucu fikirlerinden hareketle psikanalizin tarihsel serüvenini ele alırken, bu yaklaşımın zamanla karşılaştığı kuramsal tıkanmaları ve dönüşüm arayışlarını da görünür kılar.
Geçtan, klasik Freudcu psikanalizi merkeze alır; ancak onu mutlak bir referans noktası olarak değil, aşılması ve yeniden düşünülmesi gereken bir başlangıç olarak konumlandırır. Bu çerçevede libido kuramı, bilinçdışı, bastırma ve çatışma gibi temel kavramlar ele alınırken; psikanalizin insanı çoğu zaman indirgemeci bir zeminde ele alma riskine de dikkat çekilir. Yazar için asıl mesele, kuramın kendisi değil, bu kuramın insanı anlamakta ne ölçüde işlevsel kaldığıdır.
Kitap, psikanalizin Freud sonrası yönelimlerini ego psikolojisi, nesne ilişkileri kuramı, hümanist ve varoluşçu yaklaşımlar bir ilerleme anlatısı olarak değil, insan doğasına dair farklı bakışların çoğalması olarak ele alır. Geçtan’a göre psikanaliz, zamanla bireyin iç dünyasına fazlasıyla kapanmış; toplumsal gerçeklikten ve kültürel bağlamdan uzaklaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle Psikanaliz ve Sonrası, bireysel ruhsallığı toplumsal yapıdan ayırmadan düşünmeye çağırır.
Eserin belirgin yönlerinden biri, ruhsal sorunları yalnızca patoloji diliyle açıklamaktan kaçınmasıdır. Geçtan, modern insanın yaşadığı kaygı, yabancılaşma ve anlamsızlık duygularını, bireysel bozukluklar olarak değil; modern yaşamın ürettiği varoluşsal sonuçlar olarak ele alır. Bu noktada psikanaliz, tedavi edici olmaktan çok anlamlandırıcı bir araç hâline gelir.
Yazarın dili, akademik temellere dayanmakla birlikte katı bir teorik