Sevgi

“Yanlış çağda yaşamanın stresi içerisindeyim.”
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Kalbin ya paramparça kırılmak ya da taş gibi katılaşmak zorunda kaldığı bu dünyayı terk ediyorum.”
Sözcüklerin Altında Kalanlar “Üşüdüm”, “çok sıcak” gibi sözler bedene aittir, gelip geçicidir. Ama “yoruldum”, “sıkıldım” gibi kelimeler, ruh hâlimizin tekrara düşmüş yankılarıdır. Çünkü sözcükler yalnızca hissettiklerimizi yansıtmaz; nasıl yaşadığımızı da belirler. Potansiyelin altında yaşamak, bir tıkanıklık yaratır. Ve bu tıkanıklık çoğu zaman dilimizde saklıdır. Gün boyu farkında olmadan seçtiğimiz kelimeler, aslında neye razı geldiğimizi, nerede sıkıştığımızı, neye dönüşmeyi bıraktığımızı gösterir. Dil ile kişilik arasındaki bağ kısadır ama yoğundur. Hangi kelimeleri seçtiğimiz, nasıl bir insan olduğumuzun en açık göstergesidir. Bu yüzden kelimelerle hiç sorunu olmayan biri, belki de çoktan kelimeler tarafından belirlenmiş biridir. Yaşamak, belki de hangi kelimeden başladığını fark etmekle mümkün olur. Ve sıkılmak, çoğu zaman tembellik değil; kendi derinliğine ulaşamamanın, potansiyelinin gerisinde kalmanın sessiz çığlığıdır.
Puan vermedi·144 syf.·
2025 37. kitabı
Kadınlığın Susturulmuş Yankısı Bence Kim Ji-young, 1982 Doğumlu, bir kadının sessiz çöküşü değil, kadınlığın kuşaklar boyu bastırılmış hafızasının uyanışı. Ji-young’un kızını doğurduğu andan itibaren bir şey değişiyor; çünkü o anda yalnızca bir çocuk doğurmuyor, kendi yazgısının devamını doğuruyor. Kızına baktığında kendi çocukluğunu, annesine baktığında kendi geleceğini görüyor. Bu döngü, onun içindeki en derin korkuyu tetikliyor: “Benim çektiğim şeyleri, o da mı yaşayacak?” Anne olduktan sonra Ji-young’un ruhsal dengesi sarsılıyor çünkü artık sadece kendi hayatını değil, tüm kadınların kaderini taşıyor. Toplumun “iyi anne”, “itaatkâr eş”, “fedakâr kadın” tanımlarının arasında kimliği siliniyor. Ama insan bastırdıkça, bilinç bir yerden taşar. O taşkınlık, Ji-young’un iç dünyasında yavaş yavaş seslere dönüşüyor — önce kaybettiği arkadaşının sesinde, sonra annesinde, en sonunda kendi içinde. Roman boyunca kolektif kadın kimlikleri beliriyor: anne, savaşçı, mağdur, bilge, çalışkan, toplumun bekçisi ve itaatkâr kadın. Hepsi Ji-young’un içinde toplanıyor. Aslında bunlar onun kendi parçaları; toplumun biçtiği roller içinde defalarca şekil değiştiren yüzleri. Ve burada büyük bir soru beliriyor: Kadın, kimliğini kimin üzerinden tanımalı? Kendisini birinin eşi, annesi ya da kızı olarak mı; yoksa kendi sesiyle, kendi varlığıyla mı tanımlamalı? Bence romanın en güçlü tarafı, bastırılmış bilincin patlak verdiği anları göstermesi. Kadın, sistemin içinde görünmez kalmak için kendini siler; ama silindikçe içinden başka sesler yükselir. Artık susanlar bile konuşuyor — ölenler bile. Çünkü Ji-young’un ağzından konuşan o sesler, yalnızca hayatta olanların değil;
Kim Jiyeong, Doğum: 1982Cho Nam-Joo · A7 Kitap · 20211,309 okunma