- Siyah Lale romanı, Hollanda tarihinde ''lale çılgınlığı'' olarak bilinen dönemin üzerinden otuz yıl geçmiştir. Johan de Witt ve kardeşi Corneils idam edilmiştir; Hollanda, tarihinin en sancılı günlerini yaşamaktadır, bu sırada Çiçek Üreticileri Derneği ilk siyah laleyi yetiştiren kişiyi ödüllendireceğini ilan eder. Coenils Van Baerle adındaki genç bir doktor, ilk siyah laleyi yetiştirmek için harekete geçer, ama yazgısı onun bu arzusunun hapisle, aşkla ve fedakarlıkla sınayacaktır.
Alexandre Dumas anlatımında sade ve akıcı bir dil kullanarak okuru kitapla birlikte bütünleşmeyi sağlamış. Bu romanda oyların akışı içinde kendinizi de bulup, karakterlerle birlikte onların duygularının esiri oluyorsunuz. Romanda bulunan dönemin edebiyatı yazar tarafından yaşatılarak aktarılmış. Kitabın sonunu tahmin edildiğinde sizi hiç beklemediğiniz bir sonla karşılaştırıyor.
* Hikayemiz 26 Ağustos 1672 günü Johan de Witt'in Cerrah Tichelear tarafından cinayete azmettirmekle suçlanan kardeşi Corneils Witt'in idamının gerçekleştirilmesi için burjuvalılar tarafından ayaklanan halkın ''hainlere ölüm'' yankılarıyla başlamaktadır. Johan De Witt kardeşini hapishaneden ve onun ölümünden kurtarmak için Corneils'in peşini bırakmamaktadır. Tilly adlı bir subay tarafından kardeşinin yanına gitmeyi başarır. Gardiyanının kızı olan Rosa sayesinde Corneils ve Witt burjuvalıların ölüm haykırışlarından ve demir parmaklıklardan kurtarılmayı başarırlar; ta ki şehrin kapılarının kapalı olmasıyla yüzleşene kadardır. Bu sebeple yakalanan ve ölüme mahkum edilen bu iki kardeşin ardından sadece vücutlarının parçaları kalır. Bu iki kardeşten kalan tek şey ise vaftiz oğluna yazdığı bir mektuptan başka bir şey yoktur.
*Corneils bu sırada Siyah Lalenin üretimini sağlama peşindedir. Siyah laleye vermiş olduğu
Oktay RifatBir Kadının Penceresinden
Oktay Rıfat'ı tanımak ve okumak için edindiğim, okuduğum ilk kitabı Bir Kadının Penceresinden romanı oldu. Diline, üslubuna, anlatım yönüne dair hiçbir bilgi sahibi olmamama rağmen bu kitabına şans verip okumak istedim. İyi ki onu tanımak için yayımlanan ilk bu romanından okumaya başlamışım. Türk şiirinde büyük bir yere sahip olan Oktay Rıfat bu kitabında şiirle romanı harmanlayarak yazmış. Kitabı okurken aynı zamanda kendinizi bir şiir yapıtının içinde bulmuş oluyorsunuz. Betimlemelere ve karakterlerin kendi düşüncelerini de çok fazla yer vererek kendinizi kahramanların yerinde bulduğunuz zamanlar oluyor. Bunu yaparken de akıp giden olaydan kopmadan anlatılan hikayeye ayak uydurup akıcılığıyla birlikte roman akıp gidiyor. 1975 Türkiye'sinin o zaman ki kültürlerini, yönetim biçimlerini, azgelişmişliğin doğurduğu sıkıntıları ; ekonomi, açlık, değersizlik gibi konuları da ele alarak 1975 Türkiye'sinin o zamanki insanların yaşam, düşünüş, var olma biçimlerine de hakim olmuş oluyorsunuz. Fakat asıl konu azgelişmişlik değil azgelişmiş olan ilişkilerdir.
Bir Kadının Penceresinden 1975 Türkiye'sinde İstanbul'da geçen, üç çocuk annesi evli olan Filizle evli bir devrimci olan Selim'in yasak aşk hikayesini anlatıyor. O zamanın Türkiye'si az gelişmiş bir ülke toplamı olarak nitelendiriliyor. Filiz hiçbir yakını, onun eli kolu olacağı, ona destek çıkan birisinin olmadığı bir hayat yaşamakta. Ailenin sahip oldukları ev bodrumda katında olup çelimsiz ve düzensiz Filiz ise bir şekilde hayatını ve çocuklarını orda yaşamaya ve yaşatmaya çalışan birisi. Evli olduğu Bedri ise onun için sadece bir insandan ibaret . Bedri hiçbir zaman Filiz'e ve çocuklarına değer vermeyen birisi oluyor. Bedri Filizi çoğu zaman aldatıyor ve durumu büyük bir küstahlıkla yapıp aynı şeyi