41 sayfalık bir kitap. Açıkçası, site okurlarının bu kitaba 9.3 puan vermesine şaşırdım. Benim kanaatimce 7 puanı geçmeyecek bir eser. Kitabın tek avantajı kısa olması, alıntı paylaşılmazsa yaklaşık 1 saatte bitirilebilir. Okumayı düşünenlere tavsiye etmiyorum.
Kitaba 7.0/10 puan veriyorum.
Kitap orijinal değil Marx stirner( Karl marx'ın mektupla düello ettiği filozof) biricik ve mülkiyetinden ilham alınan sperm tanesi ilhamı yabana atmayın birçok sperme gebe kalabilir. kitap amacına ulaşmamış kitabı okuyanlar insanları ikiye ayırmış bu kitabı okuyanlar ve okumayanlar diye ortada gene özgünlük Yok!! Bu zamana kadar okuduğum kitapları pazar yerine indirip içlerinden bir tanesini alıp kıbleye koyup önünde iki rekat namaz kılacak kadar secdeye kapanmadım övgü verdiğim kitaplar olduğu gibi eleştiri yaptığım kitaplar oldu hatta aynı kitapda hem eleştirdiğim hem övdüğüm argümanlar oldu Marx stirnerin biricikliğin üzerindeki tortuların kaldırılmasını salık vermesi başka bir zaman diliminde 980 sayfalık roman oluyor:) kitabı ısrarla plato yayınevi ile müteahhit kankası Ali Ağaoğlu olan Sinan Çetinin tavsiye etmesi tuhafıma gitti şimdi rahmetli Thedor adorno'yu anmadan geçmemek lazım onun kültür endüstrisi ve oyun kurucu aktörleri birden aklıma geldi zira
Hayatın KaynağıAyn Rand · Plato Film Yayınları · 20133,736 okunma
Nizâmî (1143-1203), Fars edebiyatının dünya çapında şöhrete ulaşmış bir simasıdır. Doğum yeri ve vefatı Azerbaycan'ın Gence şehridir. Hatta bütün hayatının da Gence'de geçtiği bilinmektedir. Kabri de Gence'de bulunmakta olup, kabrindeki taşın üzerinde: (Şeyh Nizami-i Gencevi İlyas Yusuf oğlu Nizâmiddin 532-599) yazmaktadır. Asıl ismi İlyas olup, mahlası Nizâmî'dir. Kendisinin edebiyat dışında, astronomi, geometri ve tıp sahalarında da çalışmaları bulunmaktadır. İlim, irfan sahibi bir şahsiyet olan Nizâmî'ye devrinde Şeyh Nizâmî denilirdi.
Nizâmî'nin edebi eserleri, yani Hamsesi beş kitaptan oluşuyor. Kitapların yazılış sırasıyla isimleri şu şekilde: Mahzenül Esrar, Hüsrev ve Şirin, Leyla ve Mecnun, İskendername, Heft Peyker.
Okumuş olduğum Hüsrev ve Şirin 1175 senesinde yazılmıştır. 6500 beyitten oluşan bu eseri, okumuş olduğum Milli Eğitim Yayınları baskısında mütercim Sabri Sevsevil eksiksiz ve nesir halinde tercüme etmiş. Mütercimin tercüme ederken oldukça titiz çalıştığını ve kelimeleri itina ile seçtiğini söylemeliyim. Ayrıca mütercim metin içinde yeri geldiğinde dipnotlar ile açıklamalar getirerek okuyucuya büyük bir katkıda bulunmuş. Bu açıdan da gayet kıymetli ve güzel bir tercüme. Aynı mütercimden daha önce Hariri'nin Makamat'ını okumuştum, o da çok çok iyiydi.
Eserin hikâyesi malûm, aşk. Yalnız biz Şîrîn'in aşıkı olarak umûmiyetle Ferhad'ı biliriz. Ve Ferhat eserin ortalarında meydana çıkıyor ve Şîrîn'e olan büyük aşkını gösteriyor. Açıkçası ben Ferhad'ı hem şahsiyeti hem aşkı hem de fedakârlığı itibariyle Hüsrev'den daha üstün buldum. Hüsrev biraz vefasız ve hovarda bir kişilik. Hikâyede şarap meclisleri sıkça geçiyor, bunun sebebi hikâye edilen şahısların henüz İslâm ile müşerref olmamaları.
Doğu edebiyatının bu klasik eserini tavsiye ediyorum.
Herkese
Hüsrev ve ŞirinNizami Gəncəvi · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 1955440 okunma
Kitap, Stirner'in şaheseri Biricik ve Mülkiyeti'ni yazmadan iki üç sene önce kaleme aldığı makalelerden oluşuyor. Son makalede neredeyse orgazm oluyordum.
Alman düşünür Max Stirner’in en ünlü kitabıdır. Antik Yunan'dan sonra Almanya ve Fransa'da bu kadar çok düşünürün çıkması hep dikkatimi çekmiştir muhtemeldir ki dünyadaki az sayıda düşünebilen insanın ve düşünceye tahakküm koymayan iklimin o bölgelerde olmasıyla alakalı olsa gerek.
Stirner, dinleri, devleti ve toplumu insanların zihinlerini sınırlayan birer “hayalet” olarak tanımlar. Ona göre, her insan “biricik”tir, yani tek ve kendine özgü bir varlıktır. İnsan, başkalarının koyduğu kurallara göre değil, yalnızca kendi istek ve çıkarlarına göre yaşamalıdır. Biricik ve Mülkiyeti kitabında, “ben” duygusunun önemi ve bireyin kendi çıkarlarının peşinden gitmesi gerektiği vurgulanır. Kısacası Stirner, toplumun dayattığı değerleri ve normları reddeden tam tersine bireyin kendi fikirlerini ve isteklerini ön plana almasını savunur. Felsefeye ilgi duyan okurlara öneririm.
Kitaba 8.5/10 puan veriyorum.
Evvel zaman içinde bir filozof varmış ismi Descartes’miş. Ve bir çok şey söylemiş elbette ama en çok bir sözü ile anılmış. Bu düşünür demiş ki:”Cogito, ergo sum.” Bir nirengi noktası oluşturmuş böylece. Ve varlık felsefesinde Kuramsal Bencilik yani Solipsizm’in ilk taşlarını yerleştirmiş düşün dünyamıza. Descartes’dan hemen sonra ise teolojinin, felsefenin, bilmin ve teknolojinin karmaşık bir kaos yarartığı zamanda George Berkeley teşrif etmiş dünyaya. Ve zamanın “ruh”unu yansıtmış eserlerine ve fikirlerine. Demiş ki:”Dünyada yalnızca Ruhlar ve ruhların ideleri vardır. Madde diye bir şey yoktur. Duyumsadığımız şeylere madde deriz.” Elbette çok tartışılmış bu düşünür ve bunun ağababası John Locke. Ve bir süre sonrada solipsizmin ahlaki ayağını oluşturan Max Stirner dünyamızı şenlendirmiş. Diyeceksiniz bu masal kahramanlarının konumuzla yani kitapla ne ilgisi var. Çok ilgisi var. Eğer yazarı okumaya ve anlamaya niyet ettiyseniz bu konu başlıkları size yardımcı olmaktan öte size yol gösterir. Çünkü yazar kolay anlaşılır düz cümleler yazmıyor. Sorgulamaları bile dar zamanlarda kısa paslaşmalardan oluşuyor. Zaman ve mekan kavramından azade zaman ve mekanı büküyor sorgulaması içine katıyor ve size sorgulamalar bırakıyor. Cevaplar tıpkı benimsediği felsefelerde olduğu gibi sizde size ait ve size özel. Varoluşunuz, korkularınız, anılarınız, geçmişiniz, ahlakınız. Hepsi size ait size özel. Kurgudan çok iç hesaplaşmaların gözlemlerin duyguların hüküm sürdüğü bu vahşi kurak metinde kendinizi akışa kaptırmaz iseniz bir arpa boyu yol alamayacağınız çöle dönüşüyor. Ya da tam tersi bir batağa debelendikçe battığınız bir çukura. İronik olan bir şey var ki romanın erkek kahramanı bir mühendis ve işi kuyuları kapatmak. Metnin kurgusu sıradan ahım şahım bir yanı yok. Aman diyeyim kurgu