Puan vermedi
PEYGAMBERİN ŞARKISI romanı 2023 Booker Ödülünü almış. Yazar Paul Lynch, günümüzden beş-on yıl sonra İrlanda’da yaşanan otoriterleşme durumunun faşizme dönüşmesini, bunun sonucunda yaşanan iç savaşı, sendikacı olan kocası gözaltına alınıp kaybedilen dört çocuk annesi Eilish Stack’ın gözleriyle, diliyle ve yüreğiyle anlatıyor. Dolaysıyla okuyucu kendisini o annenin yerine koymak zorunda kalıyor. Bu da duygusal anlamda derin bir etkilenmeyi getiriyor. Nitekim yazar, şiirsel üslubu ve akıp giden, bazen de taşan cümleleriyle bu etkilenme durumunu en üst seviyeye çıkarmaya da çalışmakta. Deyim yerindeyse yarattığı atmosfer nedeniyle ‘damardan’ bir roman bu, her kelime anında kana karışabiliyor. Kitabın kurgusunda bazı boşluklar var. Geleceğin İrlanda’sında bir tür faşist sistemin kurulmasına yol açan nedenler roman sanatının elverdiği ölçüde anlatılmıyor ya da gösterilmiyor. Bir ülkede durup dururken veya milliyetçi bir parti başa geldi diye hemen iç savaş başlamaz. Derin siyasal, sosyal, ekonomik ve politik krizlerin ortaya çıkması lazım. Ayrıca devlete karşı savaşanların da kötü olduğu söyleniyor, ama bunun nedenleri ikna edici bir şekilde ortaya konulmuyor. Yazar, ezber bir cümleyi kahramanına söyletiyor gibi. Yine kitabın sonu çok aceleye getirilmiş. Yazarın nefesi yetmemiş sanki, bir noktadan sonra kesip atmış… Asıl vurgulamak istediğim nokta ise şu: Yazar, bu romanı yazmadan önce Suriye iç savaşını araştırıyor. Sonra İrlanda’da bir sahne kurarak Suriye’de yaşananları oraya aktarmaya çalışıyor. Tam da bu noktada ortaya oldukça ilginç bir durum çıkıyor. İrlanda’daki faşizm ve iç savaş son derece Avrupai! Yani Suriye’ye göre daha steril, daha eli yüzü düzgün ve çok daha az vahşi! Bazı okurların romanın sayfaları arasında ilerlerken bir sunilik ya da yapaylık hissiyle
Peygamberin ŞarkısıPaul Lynch · Delidolu Kitap · 20241,910 okunma
Ne kitaptı be ! Bu da benim gözümden
Puan vermedi·704 syf.··
2026 22. kitabı
‎Suç ve ceza romanı dünya edebiyatının neredyese en popüler romanlarından biridir. Peki ama neden? ‎ Romanın baş kahramanı Rodion Romanovic Raskolnikov kız kardeşi ve annesinden uzakta, başka bir şehirde ; köhne , ıssız ve yoksulluk akan bir binada kiraladığı bir odada ; hukuk öğrencisi olarak eğitim görmekteydi . Lakin yetişmeyen kira, çıkmayan okul masrafları, bu yokluktan ve cefadan bir türlü çıkamayan ve neredeyse eğitimini bile fakirliği sebebiyle yarım bırakmak mecburiyetinde kalan Raskolnikov aklının zalim oyunlarına yenilerek kendini bir anda rehineci bir kadını ve onun bu cami hâline şahit olan rehineci kadının karnındaki bebeğin canına katla derken buldu kendini. işte onu bitirn , kendine asıl zulmü yaratan bu adımı; Raskolnikovu darmaduman eden asıl şeydi. Onu bitiren asıl şey yoksulluk ya da hayatın cefası değildi .Onu asıl bitiren şey bu işlediği suçun kendi içerisinde ,kendi düşünceleriyle ,belirsizlikleriyle onu yitiren; psikolojisiydi. Zaten onu dünyada şöhretli karakter durumun getiren şey tam olarak Dostoyevskinin engin kaleminden çıkan bu melankolik zihinin içinde kopan fırtınalar ile Raskolnikovun mücadelesini ince ve sık bir şekilde okura geçirmesiydi . Romanda Raskolnikovun işlediği bu cinayeti bı türlü itiraf etmemesi ve herkesin onun katil olmadığını sanması yahut onlardan saklayabildiğini sanması onun en büyük hatalarının ve budalalığının bir simgesidir. Çünkü romanda Raskolnikovun içinde yaşadığı o kötü çıkmaz ruh halinin dışarıya o kadar vurulmuş bir haldeydi ki herkes artık onun cani bir katil olduğunu biliyor fakat kimse ona bunu açamıyordu . Çünkü Dostoyevski yan karakterlerini kullanarak toplum tarafından Raskolnikova , artık edilen her imanın altında onun katil olduğunu bildiklerini anlamasını ve onun itirafa doğru sürükleyen
Duygu ve Düşünce
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194bin okunma
Reklam
10/10
·208 syf.··
2026 44. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 16:50
“Ataerkil toplum kavramları size şekil verip, sizi programladığından, sizin için en iyi olanın en iyi farkına varamayan olursunuz anca. Felakete sürüklenmekte olduğunun bile farkına varamayan budala bir genç kız olursunuz.” Kitabın konusuna geçmeden önce değinmek istediğim bir nokta var. Bu eser, bir dönem ülkemizde "müstehcenlik" gerekçesiyle toplatılmış, ardından kitabın çevirmeni hakkında soruşturma açılarak gözaltı kararı verilmişti. Açıkçası bu haberi gördüğümde çok da şaşırmadım. Çünkü kitap yalnızca rahatsız edici sahneler içeren bir yeraltı edebiyatı örneği değil; aynı zamanda ataerkil düzeni, cinsiyetçi normları ve toplumun kadın bedeni üzerindeki tahakkümünü sert bir şekilde eleştiren bir metin. Bu nedenle kitabın yarattığı tartışmaların, içerdiği sahnelerden çok ortaya koyduğu eleştirilerle ilgili olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki kadın-erkek eşitliği ve toplumsal cinsiyet meselelerinde hâlâ ciddi sorunlar yaşayan toplumlarda bu tür eserler çoğu zaman edebi yönleriyle değil, yarattıkları rahatsızlık üzerinden değerlendiriliyor. Yeraltı edebiyatı diye bir tür olmasaydı, bu kitap o türü tek başına yaratabilirdi. Okurken inanılmaz derecede rahatsız oldum; yeraltı edebiyatının o kirli, bunaltıcı ve insanın içine işleyen atmosferini iliklerime kadar hissettim. Hatta bir noktada kitaba ara vermek zorunda kaldım. Uzun uzun nefes alıp kendimi toparlamaya çalıştım. Şu ana kadar okuduğum en rahatsız edici kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun da ötesine geçen bir kitap okur muyum, açıkçası emin değilim. Chuck Palahniuk, Ölüm Pornosu'nda yeraltı edebiyatının en sert ve en sarsıcı tonlarından birini kullanıyor. Toplumsal normları ve tabuları acımasızca parçalayarak özellikle ataerkil düzeni hedef alıyor. Erkek egemenliğinin kadın bedeni üzerindeki
Ölüm PornosuChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 20214,072 okunma
Bu Sistemde Bir Hata Mı Var?
10/10
·656 syf.··
2026 20. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 17:10
Şimdi iki kişi düşünelim. Biri hayatını namaza, oruca, zikre ve ibadete adamış; fakat gıybetten, hasetten ve insanların kusurlarıyla uğraşmaktan kendini kurtaramamış. Diğeri ise ibadetlerinde eksik; ancak bir yetimin başını okşamış, zor anında bir hayvana su vermiş, elindekiyle yetinmiş ve kalbini temiz tutmuş. Bu iki örneğe baktığımızda, kul hakkının ve kalp temizliğinin insanın ahireti üzerindeki etkisini görmek mümkün. İbadetleri çok olan bir kimsenin, işlediği kul hakları sebebiyle ahirette amellerinin büyük bir kısmını kaybedebileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. İnsan böyle örnekleri düşündüğünde, “Nasıl olur da hayatını ibadete adamış biri bu kadar zararlı çıkar? Bu sistemde bir hata mı var?” diye kendini sorgulamadan edemiyor. İşte tam bu noktada Kalplerin Keşfi, insanı kendi kalbine yönelterek şu gerçeği hatırlatıyor: Hayır, sistemde hata yok; aksine senin dini tanıma şeklin eksik. Çünkü kalp arınmadıkça ibadetler insanı zirveye taşımaz; sadece bedenle yapılan hareketlerden ibaret kalır. Müslüman kardeşine karşı beslediğin haset, baş edemediğin öfke ve tutamadığın dil, yılların emeğini bir anda tüketebilir. Eğer kıldığımız namaz bizi kibirden, tuttuğumuz oruç bizi gıybetten korumuyorsa; sorunu sistemde değil, kalbimizdeki, ruhumuzdaki çürümede aramalıyız. İşte o zaman kalbimizin gerçekten keşfedilmeye ve arınmaya ne kadar muhtaç olduğunu daha iyi anlarız. NOT: Bana bu güzel eseri hediye eden canım ablam Yağmur... Kalbimi temizlemem için bana o kadar güzel bir hediye verdin ki, sana minnettarım. Umarım bu bitirdiğim için buruk hissettiğim ama en özel başucu kitabımdan nasiplenenlerden olurum. Seni seviyorum. Kalplerin KeşfiKalplerin Keşfi İmam Gazaliİmam Gazali
1000Kitap
Kalplerin Keşfiİmam Gazali · Muallim Neşriyat · 20179bin okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2026 46. kitabı
Bir gecede kaybolan bir kadın. Ardından başka kayboluşlar. Ve hiçbir şey göründüğü gibi değil... Bu kitap, iki farklı zaman diliminde ilerleyen ve üç farklı anlatıcının gözünden anlatılan kurgusuyla beni ilk sayfadan yakaladı. Meredith ve Kate geçmişin karanlık sırlarını açığa çıkarırken, Leo günümüzde parçaları birleştiriyor. Her bölümde yeni bir şüpheli ortaya çıkıyor ve güven duygunuz yavaş yavaş elinizden kayıp gidiyor. Yazar gerilimi öyle ustalıkla inşa etmiş ki okurken neredeyse herkesten şüphe duydum. Tam "katili buldum" dediğim anda yeni bir detay ortaya çıktı. Finaldeki ters köşe ise bütün taşları yerine oturturken beni tamamen hazırlıksız yakaladı. Hikâye, gece koşusuna çıkan Shelby'nin ortadan kaybolmasıyla başlıyor. Ardından aynı mahalleden Meredith ve kızı Delilah da kayboluyor. İnsanlar birer birer yok olmaya başlayınca mahalleyi korku ve paranoya sarıyor. Sayfalar ilerledikçe sadece bir kayıp vakasını değil, tek bir olayın hayatları nasıl geri dönülmez şekilde değiştirdiğini de okuyoruz. Özellikle küçük bir kızın karanlıkta yaşadığı sahneler beni derinden etkiledi. Korkusu, çaresizliği ve yalnızlığı satırlardan taşıp geldi. Shelby'nin doğum sahnesi ise kitabın en sarsıcı bölümlerinden biriydi. Bir insanın yaptığı hata ya da aldığı yanlış kararın kaç hayatı etkileyebileceğini tokat gibi yüzünüze vuruyor. Kitap sadece bir gerilim romanı değil. Kadınların doğum sürecinde ve sonrasında yaşadıkları zorlukları, eşleriyle ilişkilerini, toplumun kadınlara yüklediği görünmez sorumlulukları da güçlü bir şekilde ele alıyor. Gazetecilerin haber uğruna sınırları zorlaması, insanların para için gerçekleri çarpıtması ve korkunun insanı ne kadar ileri götürebileceği de hikâyenin dikkat çeken yönlerinden. Ve şu cümle... "Çocuk kaçırmak, dünyanın en kolay şeyi." Okurken
Kayıp KadınMary Kubica · Juno Kitap · 202633 okunma
8/10
·74 syf.··
2026 7. kitabı
Daha ilk sayfada tokat gibi başlayan bir hikâye. Gregor Samsa’nın bir sabah dev bir böceğe dönüşmesi var işin merkezinde ama kitap aslında “böcek olma” meselesi değil, insanın gözden düştüğünde neye dönüştüğü meselesi. Gregor’un yaşadığı şey fiziksel bir dönüşümden çok, duygusal bir silinme gibi. İşe yaradığı sürece değerli, işe yaramadığı anda yük… Ailesinin tavrı da yavaş yavaş değişiyor ve insan okurken “sevgi ne kadar koşullu bir şeymiş” diye düşünmeden edemiyor. Kafka’nın olayı zaten bu: büyük olayları büyük cümlelerle anlatmıyor. Tam tersine, olağan bir soğukkanlılıkla yazıyor ve bu yüzden daha da rahatsız edici oluyor. Gregor’un odasında giderek yalnızlaşması, unutulması, hatta “varlığının fazla gelmesi” çok ağır ama sessiz bir şekilde ilerliyor. Bir de şu var: kitapta kimse açıkça kötü değil. Ama herkes biraz çaresiz, biraz bencil, biraz yorulmuş. Bu da hikâyeyi daha gerçek ve daha can sıkıcı yapıyor. Sonu da dramatik bir patlama değil; daha çok bir “sessiz kapanış”. Ve bitince insanın içinde garip bir boşluk kalıyor. Kısacası Dönüşüm, fantastik bir olay anlatıyor gibi başlayıp aslında insan ilişkilerinin kırılganlığını yüzüne yüzüne vuran bir kitap.
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,6bin okunma
Reklam
Reklam