Nietzsche, “iyiyi yaratan” ile “efendi”nin aynı kişi olduğu iddiasında yanılmıştır. İyiyi, yani ahlaksal eylemlere göre içeriklendirilmiş eylem biçimlerini yaratan, kendisini, kendi iyisini, başkaları için feda edebilen kişi olacaktır. Efendi ise, toplumsal rollerin hangi iyi insanları model alarak içeriklendirileceğini, bu içeriklerin hangi karşılıkları hak ettiğini belirleyip bireyleri tercih ettiği ahlaklı düzen için biçimleyen, disiplin altına alan kişidir.
Buna karşın, asıl övünülecek, asıl ayrıcalık sağlayan özellik, haksızlığa tahammül edebilmektir. Bu özellik, kendi varlığına başkaldırabilmek anlamını taşır. Öfkeni, hıncını dizginleyebildiğin, acını bastırabildiğin anlamına. Kişi başkasına yarayacağı halde ve bizzat yarayacağı için bir haksızlığa tahammül edebiliyor, kabullenebiliyorsa…Hatta bunu kendi tercihleri ve eylemleri aracılığıyla gerçekleştiriyorsa. Ayrıcalık, üstünlük sağlayan işte budur. Bu özellik, kendine zincirlenmiş kişinin kilidini açar. Özgürlüğün temelini atar.
İyi olmanın iyi olduğunu düşünen diğer öbek, aslında, belki de en tuhaf, hepsinden az rastlanır insanlardan oluşmaktadır. Bu öbeği oluşturanlar, insanın kötülüğe eğilimli bir yapıya sahip olduğunun farkında olmalarına rağmen, yine de onun kötülüğe layık olmadığı kanaatini taşırlar. Hatta, tam da böyle bir yapıya sahip oldukları için, yapılarının zayıflığından, kusurlarından, yetersizliklerinden, yeteneksizliklerinden dolayı, insanı kötülüğe sevk eden bütün özelliklerine rağmen ve bu özelliklerinden dolayı, ona yine de iyi davranılması gerektiğini düşünürler.