Yaptığı iyilik aracılığıyla, kişi, kendisinin zararına olup başkasının yararlanacağı bir tercihi ortaya koyar…Şunu bile söylemekten uzak durmamak gerekir: İnsanı insan yapan, onun iyilik ( yapabilmesi değil) yapması, bunu yaşamının sürekli bir belirleyicisi kılmasıdır.
İyi olana iyi olmak, kötü olana kötü olmak…Bu düşünce ilkel bir adalet anlayışını barındırmaktadır içerisinde. Karşımızdakiler, değer görebilmek için, değerli olduklarını kanıtlamalıdır. Bu insan anlayışına ve değerlerimesine sahip kişler, yasasını karşı tarafın belirlediği birer yargıç gibidir. Eylemlerinin ölçüsünü karşısındaki kişi belirler… bir anlamda karşı tarafın tutsağıdır; kendilerine ait tek yasa, biçimsel olan “karşılıklılık ilkesi”dir. Ancak bunun içi boştur. Karşıdakinin eyleminin içeriği tarafından doldurulur.
İnsanın kötülüğe eğilimli olmasının nedeni, bilgisizliği değildir. Bunun bir nedeni, iyi olanları hep kendisine istemesidir; diğer nedeni ise, kötülüğü kendisinden uzak tutma arzusudur.