Diğer türlü, kültür sanat faaliyetlerine adanmış fazla zaman da kişiyi uyuşturur, "ruhundaki bağları bir bir koparır ve sonunda lakayt bir savaşçı haline getirir." Kendini sadece zihinsel alıştırmalara vakfetmiş kişi "gergin" olur; "umutsuzluk ve heyecanların yoktan nedenlerle, ansız dönüşümlerini" tanır. Bilgi birikimi "artık hiçbir şeye tahammülü kalmayan kavgacı, fevri" bir şeye dönüşür. Dolayısıyla "jimnastik ile müziği" buluşturmayı bilmek gerekir ve bu ikisini uygun oranda sağlamayı bilen kişi "en armonik ve mükemmel harmoni" sahibi kişi olacaktır. Platon'dan devamla, bu nedenle hastalık hep bir çeşit tiranlığa denktir: Bir eğilim ya da otorite -akıl, beden ya da arzu- tüm kudreti kendinde toplamanın peşine düştüğü zaman baş gösterir.
Bu hiperspor salgınından kendimizi sakınmalı ve Platon'un ikazına kulak vermeliyiz: Fazla jimnastik asosyalleştirir...İnsanın kendine dayattığı fiziksel disiplin ruhun güçlendirilmesine katkı sağlamalı, bedensel dayanıklılık ve sağlamlığın bilgisi cesaret ve cömertliğe dönük bir iştahı güçlendirmelidir. Fakat eğer sporun kendisi bir amaç olarak görülüyor, aforoz ve arınma saplantısıyla birlikte bir din gibi tatbik ediliyorsa "katılığa ve gaddarlığa" davetiye çıkarır.
Yalnızlığın inkarında kaybedilecek birçok şey söz konusudur. Kendimizden kaçmak için yapıp ettiklerimiz, özgürlüğün kaybı demektir...Bize sunulan imkanlardan bağımsız, yenilerini yaratmaya pekala yetkin, ret ya da kabul ile memnun kalmayan, yeniyi, beklenmeyeni, şaşırtıcı olanı ortaya çıkartan bir özgürlük olmalı bizde. Bu özgürlük ancak tercih ve arzuların büyük pazarından uzakta, yalnızlıkta edinilebilir. Fakat Bergson ile beraber hayıflanmak da gerekir ki "kendimize her dönmek istediğimizde eğer özgür isek, bunu nadiren isteriz." Bu nedenle yalnızlığı bir özgürlük eğitimi ve onu korumanın yegane aracı olarak görmeyi öğrenmeliyiz.