Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’da insanlığın yüzüne çarptığı o kör edici hakikat şudur: İnsan aç kaldığında değil, görünmez kılındığında yok olur. Yoksulluk bir kış ayazıdır, elbet bir parça ekmekle ısınabilir insan. Oysa sefalet, toplumun sizi canlı canlı toprağa gömmesidir; bırakın elinizden tutmayı, göz ucuyla bile bakmazlar yüzünüze. Çünkü yoksulun sadece bedeni çıplaktır, sefilin ise ruhu… Toplumun en aşağılık yargısı, muhtaç olana acıyıp, ihtiyacı göze batacak kadar derinleşeni tiksinerek dışlamasıdır. Sefil insan, insanlığın gözünde artık sadece 'gereksiz bir kalabalık'tır. Dostoyevski’nin asırlar önce açtığı bu yara bugün hâlâ kanıyor. Üstelik öyle kanıksadık, öyle sıradanlaştırdık ki bu görünmezliği... Sefillik artık bir çaresizlik değil, modern dünyanın sırtımıza yapıştırdığı bir kimlik. Sahi, ne diyordu o acı çığlık? 'Vah bize… Vah biz gidi sefiller!
Benim şu hayatta yaptığım en berbat doksan sekizinci iş: Almak seni, çoğaltmak. Kendime katmaktır. Benim şu hayatta yaptığım en berbat doksan dokuzuncu iş; Tutup seni düşlerime yakıştırmaktır... Reşat Nuri Güntekin | Çalıkuşu 🌻
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
benim şu hayatta yaptığım en berbat doksan dokuzuncu iş, tutup seni düşlerime yakıştırmaktır.
Emir can iğrek...
Seni sevmek ne büyük suç..
kırıldığım yerden çiçek açmadı
Haklısın Nisera... İnsan bazen düşünmediği şeyleri düşündüğü sanılarak suçlu olur. Ne kadar anlatsa da, ne kadar kendini ortaya koysa da, karşısındaki çoktan kendi hikâyesini yazmıştır çünkü. O hikâyede senin ne söylediğinin bir önemi yoktur artık; sana ayrılan rol bellidir. Cümlelerin değişir, niyetlerin değişir, zaman değişir ama hakkındaki hüküm değişmez. Bir insanın kendini anlatmaktan yorulması işte böyle bir şeydir. Çünkü bir noktadan sonra konuştuğun kişi seni dinlemiyordur, yalnızca kafasında kurduğu kişiyi doğrulamaya çalışıyordur. Ben sana kendimi anlatmaya çalışırken aslında kendimi savunmuyordum. Bir insan sevdiği birine kendini anlatmayı savunma olarak görmez. İnsan sevdiğine içini açar, yaralarını gösterir, korkularını emanet eder. Ben de öyle yaptım. Bazen kırgınlığımı anlattım, bazen özlemimi, bazen de gecenin bir yarısı içime çöken o tarifsiz boşluğu. Fakat zamanla şunu öğrendim; insanlar seni dinlemez, seni kendi korkularının yankısıyla duyar. Sen "gitmek istemedim" dersin, onlar "kalmak için savaşmadı" diye duyar. Sen "canım yandı" dersin, onlar "suçluluk hissettiriyor" diye anlar. Sonra ne söylersen söyle, her kelimen başka bir dile çevrilir. Belki de bu yüzden artık açıklama yapmak istemiyorum. Çünkü insan kendini sürekli açıklamak zorunda kaldığı yerde sevilmiyordur, yalnızca yargılanıyordur. Sevgi bazen anlamaktır derler ya, bence sevgi biraz da yanlış anlamak için fırsat kollamamaktır. Bir insanı gerçekten seviyorsan onun cümlelerinin arasına suç saklamazsın. Onun sessizliğinde bile iyi bir neden ararsın. Ben sana bunu yaptım. Kırıldığım zamanlarda bile seni kötü biri ilan etmedim. Kalbimin içinde senin için hep bir mazeret bıraktım. Belki de en büyük hatam buydu. Şimdi dönüp geriye baktığımda ne kazandığımı değil, neyi kaybettiğimi
Bazen doğrunun ne olduğunu idrak etmekte güçlük çekiyorum. Doğruyu doğru olduğu için mi kabul ediyorum ya da doğru olduğunu düşündüğüm için mi doğru olmasını istiyorum? Şayet sadece doğru olduğunu düşündüğüm için yapıyorsam eğer ya benim doğru sandığım aslında doğru değilse, sadece kendimi tatmin etmek için oluşturduğum bir olguysa? İnsan içten karşılık beklemeden yaptığı bir iyiliği yapınca bile bu kadar büyük bir çelişki ve belirsizlik içinde olmamalı. Yapılan iyilikte yanlış anlaşılma kaygısı taşımak iyiliği farklı bir boyuta taşıyor. Doğru, içinde eğriyi taşımadan doğruysa eğriyi nasıl olur da tamamen doğrudan ayırabiliriz? Eğri eğri olduğu için eğri değildir. Eğri, doğruyu yansıtmadığı için eğri sıfatında konumlandırılır. Oysa bu durum kaosun düzenden tamamen ayrı olduğunu söylemek kadar saçmadır. Her düzende bir kaos, her kaosta ister istemez bir düzen oluşur. Eğride de doğruda da durum böyle işler. Eğri olmak için doğru, doğru olmak için eğri bilgisi gerek. Aynı şekilde iyiliğin iyi olduğu için yapmamız gerektiğini söyleyenlere ne demeli? İyilik iyi olduğu için yapılmaz, öyle olursa bu yapılması gerekilen bir görev olarak görülür oysa iyilik tamamen içten vicdani bir amaçla yapılınca iyi oluyor. Kötü insanların açısından olayı düşündüğümüzde acaba gerçekten kötülük yapmak istedikleri için mi bu yola başvuruyorlar, yoksa buna itildikleri için mi kötülüğe yöneliyorlar? Kötülüğü geniş bir bakış açısıyla, belli bir prensiple anlatmaya çalışmak zor duruyor. Bu yüzden önce ilk defa kötülük yapan birini düşünelim, böyle bir insan gerçekten kötülük yapmak istediği için mi kötülük yapar? Hayır aksine bilmediği ve toplum tarafından da hor görülen normları neden çiğnesin ki? Demek ki insan önce suça maruz bırakılıyor. Fakat bu yine de bireysel sorumluluklarımızı ve
Duygu ve Düşünce