Haklısın Nisera... İnsan bazen düşünmediği şeyleri düşündüğü sanılarak suçlu olur. Ne kadar anlatsa da, ne kadar kendini ortaya koysa da, karşısındaki çoktan kendi hikâyesini yazmıştır çünkü. O hikâyede senin ne söylediğinin bir önemi yoktur artık; sana ayrılan rol bellidir. Cümlelerin değişir, niyetlerin değişir, zaman değişir ama hakkındaki hüküm değişmez. Bir insanın kendini anlatmaktan yorulması işte böyle bir şeydir. Çünkü bir noktadan sonra konuştuğun kişi seni dinlemiyordur, yalnızca kafasında kurduğu kişiyi doğrulamaya çalışıyordur.
Ben sana kendimi anlatmaya çalışırken aslında kendimi savunmuyordum. Bir insan sevdiği birine kendini anlatmayı savunma olarak görmez. İnsan sevdiğine içini açar, yaralarını gösterir, korkularını emanet eder. Ben de öyle yaptım. Bazen kırgınlığımı anlattım, bazen özlemimi, bazen de gecenin bir yarısı içime çöken o tarifsiz boşluğu. Fakat zamanla şunu öğrendim; insanlar seni dinlemez, seni kendi korkularının yankısıyla duyar. Sen "gitmek istemedim" dersin, onlar "kalmak için savaşmadı" diye duyar. Sen "canım yandı" dersin, onlar "suçluluk hissettiriyor" diye anlar. Sonra ne söylersen söyle, her kelimen başka bir dile çevrilir.
Belki de bu yüzden artık açıklama yapmak istemiyorum. Çünkü insan kendini sürekli açıklamak zorunda kaldığı yerde sevilmiyordur, yalnızca yargılanıyordur. Sevgi bazen anlamaktır derler ya, bence sevgi biraz da yanlış anlamak için fırsat kollamamaktır. Bir insanı gerçekten seviyorsan onun cümlelerinin arasına suç saklamazsın. Onun sessizliğinde bile iyi bir neden ararsın. Ben sana bunu yaptım. Kırıldığım zamanlarda bile seni kötü biri ilan etmedim. Kalbimin içinde senin için hep bir mazeret bıraktım. Belki de en büyük hatam buydu.
Şimdi dönüp geriye baktığımda ne kazandığımı değil, neyi kaybettiğimi