Bir insanı uyandırmak suç sayılmalı. Sebep ne olursa olsun.
Ortak Yaşam Alanlarında Huzur ve Sükûn Hakkı: Komşuluk Hukuku, Mülkiyet ve Sosyal Sorumluluk Ekseninde Bir İnceleme ​Modern kent hayatının en büyük açmazlarından biri, bireysel özgürlüklerin sınırları ile ortak yaşamın getirdiği zorunlulukların nerede kesişip nerede ayrılacağı problemidir. Özellikle apartman ve site gibi toplu yaşam alanlarında bu durum, hukukun, sosyolojinin ve felsefenin doğrudan konusu haline gelen yapısal bir çatışmaya dönüşmektedir. Bu çatışmanın en somut tezahür ettiği yerler ise hiç şüphesiz yapıların giriş ve birinci katlarıdır. Mimari konumları gereği ortak bahçe, otopark veya avlu gibi alanlara en yakın mesafede bulunan bu katların malikleri, dış dünyanın keşmekeşine karşı en savunmasız kesimi oluşturur. Gün boyu zihinsel veya fiziksel bir emeğin ardından evine dönen, dinlenme hakkını kullanmak isteyen çalışanların ya da yaşları gereği sükûnete muhtaç yaşlı bireylerin yaşam alanları, kolektif alanlardaki kontrolsüz eylemlerle sıklıkla ihlâl edilmektedir. Ortak alanlarda çocukların top oynarken sınırları aşması, gürültünün boyutu ile birlikte genel ahlâk ve toplumsal saygı kurallarını zedeleyen küfürleşmelere dönüşmesi, konuyu basit bir çocuk oyunundan çıkarıp mülkiyet hakkının özüne ve kişilerin ruh sağlığına yönelik bir müdahale zeminine taşımaktadır. Bu makalede, söz konusu sorun Türk hukuku, Yargıtay emsalleri, disiplinler arası mantıksal zemin ve toplumsal sorumluluk ekseninde analiz edilecektir. ​Mülkiyet Hakkının Sınırı ve Huzur Hakkının Felsefi-Hukuki Temeli ​Hukuk sistemlerinin temelini oluşturan mülkiyet kavramı, bireye sadece bir taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisi vermez; aynı zamanda o taşınmazın sınırları içinde dış müdahalelerden uzak, insani vakara yakışır bir yaşam sürme hakkını da tanır. Türk Medeni Kanunu kapsamında
Sosyoloji
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Ağzın ömrüm. Ağzın öptükçe derin Konuşuyorsun, kanatlı bir karanfil dudakların. Gözlerin iki dağ suyu güldükçe köpüklenen İndiriyorsun kirpiğini upuzun bir güz. Bir kapı önündeyim, girsem suç gitsem ayaz Titriyor tüm geçmişim parmaklarının ucunda. İstekle esrik biri, biri bir korkuyu emziriyor inip inip kalkıyor göğüslerin ufkumda.” Şükrü Erbaş
"Şeytan beni kucakladı ve ağladı. 'Neden ağlıyorsun?' diye sordum. O ise, 'Sana yapılanları gördüm de, suç yine bana kalacak sandım.' dedi."
Kafamda deli sorular ... Torpili reddetmek bir dürüstlük mü, yoksa sistemi tamamen kötülere teslim etmek mi? Biz kenara çekilince düzen daha da çürüyorsa, o temiz kalma çabamız da bu çürümeye hizmet etmiyor mu? Pasif kalmak da bir nevi suç ortaklığı mıdır?
Kan Ter İçinde
Ağzın ömrüm. Ağzın öptükçe derin Konuşuyorsun, kanatlı bir karanfil dudakların. Gözlerin iki dağ suyu güldükçe köpüklenen İndiriyorsun kirpiğini upuzun bir güz. Bir kapı önündeyim, girsem suç gitsem ayaz Titriyor tüm geçmişim parmaklarının ucunda. İstekle esrik biri, biri bir korkuyu emziriyor İnip inip kalkıyor göğüslerin ufkumda. Şükrü Erbaş
Şiir