Önümde bomboş bir sayfa yazmamı bekliyor. Harfler aceleci, neye dönüşüp hangi ruhu canlandıracaklarını merakla bekliyorlar. Kalemim içindeki mürekkepten kurtulmak için fazla hevesli. Kısacası her şey olması gerektiği gibi. Ancak küçücük bir pürüz var, kafamın içi kurak çölden farksız, parmaklarım dermansız, ruhum yaşam alanından ayrı kalmış lotus çiçeğinden farksız.
Ne vardı ki kaktüs olsaydım, ne kadar kurak olursam olsam her zaman bir su depom olsaydı.
Ama suç bende değil, suç beni susuz bırakan ilham perimin suçu. Gelmiyor ne yapayım yani…
Şu aralar aramız baya bir bozuk, anlaşamıyoruz.
Onun bana ayak uydurması gerekiyorken ben ona uymaya çalışıyorum. Zaten bana anca bu kadar inatçı bir peri denk gelebilirdi.
Neyse, moral bozmak yok, her şeye rağmen elime kalemi alıyorum ve bu işe artık bir nokta koyuyorum.