Çalmanın günah olduğu besbelli değil miydi; ya adam öldürmek, bir kadının namusunu kirletmek, adaletsiz davranmak, bir insanoğlunu dövmek suç değil miydi? Dahası, itaat etmenin, ülkesini sevmenin bir görev olduğunu kim yadsıyabilirdi ki? Allah aşkıyla hükümdar aşkı bir ve bütündü.
İşte kendisini sarsan bu ürpermeler sırasında, İsotta canlı ve ölüm tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu ve suçsuz olduğunu kavradı. Çünkü yükü birden sırtına binen çıplaklığı, o hep, bir suç olarak değil, kaygılı bir masumluk, başkalarıyla gizli bir kardeşlik, yeryüzündeki varlığının eti ve kökü olarak benimsemişti, oysa ötekiler sandalların arsızları, şemsiyelerin yüzsüzleri çıplaklığı benimsemiyorlardı, bir suç,bir suçlama nedeni sayıyorlardı, suçlu olanlar yalnızca onlardı.