Sude Sıla

Sude Sıla
@sude_sllaa
Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim, benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına, ben geçtim...
Tarih Tekerrür Eder, Zalim Değişir, Masum Hep Aynıdır...
Puan vermedi·328 syf.··
2026 61. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 23:35
Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları, insanlığın göz göre göre kendi karanlığına nasıl yenildiğinin hikayesidir. Bu kitapta anlatılan şey yalnızca Bosna’da yaşanan bir savaş değil, bir halkın dünyanın gözü önünde yavaş yavaş katledilişidir. Çünkü savaş, tarihin sayfalarında soğuk bir rakama dönüşmeden önce; bir annenin çocuğunu kaybettiği, bir sevgilinin adını son kez fısıldadığı, bir çocuğun dünyasının neden yıkıldığını anlayamadığı o kırılgan andır. Bir zamanlar sokaklarında çocuk sesleri dolaşan o şehir, savaşla birlikte korkunun ve yasın başkentine dönüşür. 1992 yılında Avrupa'nın tam ortasında, dünyanın gözleri önünde bir halk katledilmiştir. Saraybosna'nın sokakları bir sabah uyanır ve her şey değişmiştir. Komşu komşuya düşman kesilmiş, dünün çocukları bugün birbirinin üstüne kurşun sıkmaktadır. Savaşın en kirli yüzü bu değildir oysa. En kirli yüzü; masum olanın hiçbir zaman masum sayılmamasıdır. Suada gibi binlerce insan, ne yaptıklarının bedelini değil; ne olduklarının, hangi dilde dua ettiklerinin, hangi ismi taşıdıklarının bedelini ödemek zorunda kalır. Savaş onlara sormamıştır. Hiçbir zaman sormaz. Ve dünya izler. Kameralar çevirir, diplomatlar bildiri yayımlar, Birleşmiş Milletler toplantı yapar. Güvenli bölge ilan edilen topraklar bir gecenin içinde teslim edilir. O topraklarda yaşayan insanlar ise tarihin en utanç verici sessizliğine terk edilir. Asıl katliam işte burada başlar. Kurşun sıkılmadan önce, bomba düşmeden önce, o korkunç sessizliğin içinde. Çünkü bir insan öldürüldüğünde fail yalnızca tetikçi değildir; susan da, bakan da, bilerek başını çeviren de o kanda ortaktır. Bosna, insanlığa bu dersi vermiştir; ama insanlık bu dersi hala almamıştır. Bu yüzden İncir Kuşları yalnızca Bosna’nın değil, savaşın kirlettiği bütün insanlığın romanıdır. Burada
Alıntı
İncir KuşlarıSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 202433,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Peki siz en son kimin hayatına gerçekten dokundunuz ?
Puan vermedi·320 syf.··
2026 48. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 00:27
Bazı insanlar vardır, hayatın kıyısından yürümeyi bir erdem sanır. Kimsenin kalbine değmeden, hiçbir acıya bulaşmadan, hiçbir şeyin sorumluluğunu üstlenmeden geçip gitmenin bir tür temizlik olduğuna inanır. Oysa bu, çoğu zaman sadece iyi saklanmış bir korkudur. Dokunmadan tam da bu korkunun içini açar. Ve Nermin Yıldırım, Adalet’in hikâyesiyle yüzümüze şu sert gerçeği çarpar: İnsan, yalnızca yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla da kirlenir. Adalet, hayatı boyunca kimseye dokunmadım diyerek kendini temize çıkardığını sananlardan biridir. Ancak Adalet’in geçmişi yalnızca suskunluklardan ibaret değildir; o geçmişin içinde küçük ama derin izler bırakan haksızlıklar da vardır. Çocukken çaldığı o oyuncak ayı, belki basit bir anı gibi görünür. Ama başkasına ait olana uzanan o el, yalnızca bir oyuncağa değil bir hayata dokunmuştur. Oysa hayat, insanın kendine söylediği yalanları er ya da geç eline tutuşturur. Ölüm kapıyı çaldığında, artık hiçbir bahane ayakta kalamaz. Ve Adalet, o an geldiğinde anlar. Temiz sandığı elleri aslında çoktan kirlenmiştir. Çünkü insan sadece yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla da sorumludur ve bazen en derin kir, bu ikisinin iç içe geçtiği yerde oluşur. Romanın kalbinde yatan şey, büyük bir olay değil; tek bir anın yankısıdır. Çocuklukta yaşanan, belki o an önemsiz gibi görünen bir kırılma… Ama hayat bazen tam da o anlarda yön değiştirir. Dokunması gerekirken geri çekilen bir el ile, ait olmayanı sahiplenen bir el arasındaki o ince çizgi… İşte bütün bir ömür, bazen bu iki hareketin kefaretine dönüşür. Adalet’in geçmişine yaptığı yolculuk da tam olarak budur. Bir hatırayı değil, yıllardır içinde büyüyen bir suçluluğu takip etmek. Burada asıl sarsıcı olan, yalnızca açık bir kötülüğün varlığı değil; sessizliğin ve küçük haksızlıkların zamanla
Alıntı
DokunmadanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 201711,5bin okunma
Aşk nedir ?
Puan vermedi·190 syf.··
2026 42. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2026 01:30
Ahmet Ümit, dokuz ayrı hikayeden oluşan Aşk Köpekliktir adlı eserinde okuru tek bir anlatının sınırlarına hapsetmek yerine aşkın kırılmış, dağılmış ve birbirinden bağımsız halleriyle baş başa bırakır. Yazar; Aşk bir Mucizedir, Kafi Delildir Aşk, Aşk Çözümsüz Bir Problemdir, Aşk Bir Cinayettir, Aşk Bir Düellodur, Aşk Bir Yanılsamadır, Aşk Bir Özentidir, Aşk Bir Ütopyadır ve Aşk Köpekliktir diyerek duyguyu tek bir tanıma indirgemek yerine parçalara ayırarak çoğaltır. Ancak bu çoğalma bir netlik yaratmak yerine, duyguyu daha da belirsizleştirir. Çünkü parçalanan her unsur, aslında bütün sandığımız şeyin gerçekliğini sorgulatır. Eğer aşk, her deneyimde başka bir parçaya bölünüyorsa, gerçek aşk dediğimiz o bütünlük aslında hiç var olmamış olabilir mi ? Peki aşk bir bütünse, nasıl tanımlanabilir ? Belki de bu bir tesadüf değil, aşkın varoluşsal bir hilesidir. Aşk çoğu zaman iki insanı kapsayan bir kavram olarak ele alınır, oysa içeriden bakıldığında, daha çok bireysel bir eksikliği tamamlama çabasıdır. İnsan, kendi içindeki boşluğu başka bir insanda bulduğunu fark ettiğinde, buna aşk adını verir. Kime aşık olduğumuz sorusu da burada anlam kazanır; insan genellikle kendinde eksik gördüğü ya da henüz tamamlayamadığı özellikleri bir başkasında gördüğünde ona çekilir. Bu bir seçim değil, mantığın devre dışı kaldığı bir ihtiyaçtır. Bu yüzden doğru insanı bulmak zordur. Çünkü bu sadece karşıdakini tanımakla değil, kendi boşluklarımızı ne kadar tanıdığımızla ilgilidir. Konu aşk olunca, ne iyi olanın bir garantisi vardır ne de iradenin bir hükmü. Aşık olmak bir seçim değil, seçme hakkının elden gidişidir. İnsan ulaştığı her noktada yeni bir eksiklik hisseder; çünkü aslında bir başkasını değil, kendi içindeki o boşluğu arar. Bu yüzden yazara göre aşk bir mutluluk arayışı değil,
Alıntı
Aşk KöpekliktirAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201217,2bin okunma
Müzeyyen gider, ama geriye kalan fakat, hiçbir yere gitmez...
Puan vermedi·59 syf.··
2026 41. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 16:28
Bazı hikayeler bir kadını anlatır gibi başlar, sonra yavaşça insanın kendine doğru kapanır. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku tam da böyle bir yerden açılıyor. Aşkın değil, o aşk ihtimalinin insanda bıraktığı iç sesin hikayesi olarak... Sayfalar ilerledikçe bunun aslında bir aşk meselesi değil, insanın kendi içinde kaybolmayı göze alışının hikayesi olduğu hissi ağırlaşıyor. Burada aşk, yüksek sesli bir duygu olarak değil; insanın kendi içine sakladığı, adını koyamadığı bir yöneliş gibi akmakta. İlhami Algör’ün dili burada duyguyu açıklayan bir yerden konuşmuyor; duyguların yanından geçiriyor, neredeyse sokaktan geçer gibi… Sokak ağzının yalın, yer yer hoyrat havası hissediliyor ve okuru yalnızca bir hikayenin değil, bir zihnin ücra köşelerinde dolaştırıyor. Bu zihin, kendini kurtarmaya çalışan bir zihin değil. Tam tersine, daraltılmış alanlarını güvenli bulan, hatta orada kalmayı seçen bir zihin. Çünkü burada mesele çıkış değil, çıkmama hali. İnsan bazen genişliğe değil, dar ama bildik olana sığınır. Kitabın ana karakteri Arif tam da bu sığınmanın içinde yer alıyor; hatta sevme ihtimalini bile bu dar alanın içinde tutuyor. Arif, hayatın içinde akıp giden biri değil; hayatın kenarından izlemeyi öğrenmiş bir seyirci. Ne tam içinde ne de tamamen dışında. Ama bu aradalık bir denge değil, bir savunmadır ona göre. Alaycılığı bu yüzden hafif bir tavır değil, inanmayı geciktiren bir zırhtır. Kırgınlığı ise yüksek sesli değildir; daha çok içe doğru çekilmiş bir yorgunluk gibi durur. Ve tam bu içine çekilmenin içinde Müzeyyen belirir. Onun gelişi büyük olaylar gibi anlatılmaz, daha çok düzenin içine sızan küçük ama geri alınamaz bir değişim gibidir. Büyük şeyler söylemez; ama hiçbir şey eskisi gibi kalmaz. Çünkü bazen bir bakış, bazen bir susuş, bazen sadece orada oluş
Alıntı
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutkuİlhami Algör · İletişim Yayıncılık · 201434,7bin okunma
Buzdan şatosunu korumak için, zihnindeki yalanları sevenlere...
Puan vermedi·139 syf.··
2026 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Mart 2026 23:26
Fernando Pessoa, 47 yıllık kısa ve yorgun ömrüne sığdırdığı binlerce el yazmasıyla aslında tek bir adamın değil, içimizdeki o bitmek bilmeyen kalabalığın hikâyesini yazdı. O, hissetmekten korktuğu için hissettiklerini parçalara ayırıp kağıda döken, her bir parçasına farklı bir isim veren yaralı bir ruhtu. Ophelia’ya Mektuplar; maskelerin arasından sızan, sevmekten ve sevilmekten duyulan o dehşet verici korkunun günlüğüdür. Bu kitap bir aşk hikayesi değil; bir insanın sırf kendi iç dünyasını korumak için mutluluğu nasıl elleriyle ittiğinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Ophelia onun hayatına sızmaya çalışan tek gerçeklikti; ancak Pessoa, o gerçekliğin sorumluluğunu almak yerine kendi yalnızlığına sığınmayı seçti. Pessoa’nın eserlerini okuyanlar bilir ki onun dünyasında hayatı yaşamak yerine onu "seyretmek" esastır. Ophelia Queiroz ile olan ilişkisi, bu kurgusal evren ile gerçek hayatın karşı karşıya geldiği o andır. Mektuplarda, Pessoa’nın bir yandan Ophelia’ya duyduğu o saf şefkati hissederken; diğer yandan birine ait olmanın getireceği o ağır sorumluluktan duyulan korkuya şahitlik ediyoruz. Özellikle 29 Kasım 1920 tarihli o veda mektubu, Pessoa’nın neden "sıradan bir mutluluğa" asla ait olamayacağının en acı itiraflarından birisidir. Pessoa, bu mektubun can alıcı noktasında şöyle der: "Benim kaderim Ophelinha’nın varlığından bile kuşkulanmadığı bir Yasaya bağlı, hoş görmeyen ve de bağışlamayan Efendilerden dolayı giderek daha çok itaatkar olmak durumunda." Peki, kimdir bu "hoş görmeyen ve bağışlamayan Efendiler" ? Pessoa için aşk, sıradan bir insanın anladığı manada bir birleşme değil, bu efendilerin denetimindeki bitmek bilmeyen bir iç hesaplaşmadır. Ophelia ne kadar somut, neşeli ve hayatın içindeyse; Pessoa o kadar soyut, melankolik ve kendi "huzursuzluğunun"
Alıntı
Ophelia'ya MektuplarFernando Pessoa · Sel Yayıncılık · 20211,026 okunma