Belki de hayatın anlamı bundan ibaretti. Kendine tanıklık eden bir dünya gibi olmak. Noranın ve abisinin anne babasını mutsuz eden şey başaramamak değil, başarılı olma beklentisiydi.
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Bir despotun dayanılmaz boyunduruğu altında inleyen bir halka zayıf diyebilir misin, sonunda ayaklanıp zincirlerini kırıyorsa? Bir insanın alevler evini sarmışsa, korkudan tüm gücü harekete geçer ve başka zaman hiç kaldıramayacağı yükü kolaylıkla kaldırır; gördüğü hakaretin öfkesiyle altı kişiye birden saldırıp onları alt eden birine zayıf denir mi? Bir de dostum, eğer çaba güç demekse, duygusal gerilim niçin bunun tersi olsun?
Hangisi daha onurludur usumuzca, acımasız kaderin sapan taşlarına ve oklarına katlanmak mı, yoksa silah kuşanıp karşı koyarak son vermek mi dert yağmuruna...