Kalın kitapları bitirdikten sonraki o dünyadan çıkamama hissine bayılıyorum. Her defasında da neden onları tercih ettiğimi anlıyorum. Enstitü'yü geçen yıl eklemiştim kitaplığıma ama kitap okumaya başladığımdan beri geçirdiğim en verimsiz yıl olduğu için okuyamamıştım. Bu senenin ilk kitabı olarak onu seçmem de aslında kendime "kendine gel" biçimiydi çünkü son birkaç yıldır kalın kitaplar beni ürkütüyor. 9. sınıfta King'in O kitabını okuyan Sude içinse yine aynı yazarın kitabıyla adım atmak önemliydi. Şimdi ben bunları niye anlattım bilmiyorum yazıya başlama için ısınma oldu çünkü ben çok uzun zamandır yazı da yazmıyorum. Neyse başlayalım.
Kitap, bir takım psişik güçleri olan çocukların "Enstitü" diye anılan bir yerde esir alınmasını konu alıyor. Baş karakterimiz Luke, bu çocuklar arasında zekasıyla öne çıkıyor; kendisi 12 yaşında olmasına karşın üniversiteye kabul almış biri. Tesisin vicdansız personelleri ve çocukların kendi güçlerini keşfedip nasıl "devleştiklerini" okuyoruz. Kitabın ilk yarısı benim için ağır aksa da son 300 sayfasını iki günde okudum. Bütün sahneler gözümde canlandı okurken heyecanı çokça hissettim bu da sanki film izliyor hissiyatı yarattı.
Benim için keyifli bir okumaydı. uzun zaman sonra kitap okuduğumu hissettim diyebilirim. Kitabın beni alıp götürmesini özlemişim. Sonunda kendimde o hevesi bulduğum için çok mutluyum ne diyebilirim ki; kitaplar iyi ki varlar!