Hiçbir zaman yüksek binaların arasına sıkışıp yaşamayan sizler, Budapeşte çocukları için boş bir arsanın ne anlama geldiğini anlayamazsınız. Budapeşte çocukları için boş arsa, bozkır, ova, çayır demektir. Bir taraftan artık yıkılmaya yüz tutan tahtaperdelerle, diğer taraflardan da binalarla çevrilen bu bir karışlık toprak, onlar için sonsuzluk ve özgürlük anlamına gelir.
Şimdi, yani ben bunları anlatırken Pál Sokağı'ndaki arsada da artık 4 katlı bir ev duruyor. O evde oturan bir sürü aile bir zamanlar bu arsanın birkaç yoksul Budapeşteli çocuğun mutlu gençliğini yaşadığı yer olduğunu bilmiyor.
Adların tıpkı eril, dişil ve cins gibi komik ve trajik tanımlıklarının da olması gerektiğini; sözgelişi buharlı gemi ve trenin trajik, tramvay ve otobüsün komik adlar olduğunu, bunu anlamayanların sanat tartışmaları için niteliksiz olduklarını düşünüyordum. Komedide bir tane bile trajik ad, trajedide ise komik ad kullanan senarist haliyle gözümden düşerdi.
Toplum nedir ki? İnsanların çoğulu mu? Bu toplum denilen şey tam olarak nerededir? Yine de her nasılsa, şiddetli, sert, korkutucu bir kavram olduğunu düşünerek yaşamıştım hep. Horiki öyle söyleyince, bir an "Toplum dediğin, sen olmayasın?" diyecek olduysam da onu kızdırmaktan çekinerek kendimi tuttum.