"Yeryüzünde hiçbir şey, istediğini ele geçirmek kadar hayal kırıcı değildir."
-İznikli Leylek-
Arzu ettiğimiz ve ulaşmak istediğimiz şeylerin hayal dünyamızdaki mükemmelliği ile gerçeğin sıradanlığının yüzümüze çarpışı... 'Her şeyin hayırlısı' diyoruz değil mi? Belki öylesine belki de alışkanlıktan. Ya onu basit bir söz olarak görmekten ziyade kalbimizde taşırsak? Ya gerçekten inanırsak? Dünya daha mutlu bir yer olabilir.
Bir bakıma, hepimiz kurulu birer saat değil miyiz? Yaşama, bir kurulma ve çözülme, bir dolma ve boşalmadan başka ne? Yaşlılıkta ölen, kurgusu biten; gençlikte ölen, zembereği bozulan... Eğitim, kültür bile az çok bir kurgu mekanizmasına benzetilemez mi? Kurarlar bizi, kurulduğumuz gibi konuşur hareket ederiz.
Hepimiz, sırtımızda ve elbisemizin altında, gözlerimizin içinde bir müstakbel ölü gezdirmiyor muyduk? Bir zaman için kendi ölüsünü görebilecek, seyredebilecek bir yaratılışta olsaydı da bu ölü kalkıp ölüsüne baksaydı, herkes gibi biraz sararacak ve etrafındakilere:
- Bugün yemek yiyemeyeceğim, diyecekti.