İbrahım, Şakîk'e şöyle dedi: "Binânızı hangi esas üzere kurdunuz?" Şakîk; "Rızıklandırıldığımız zaman yedik, rızıklandırılmadığımız zaman sabrettik." diye cevap verdi. Bunun üzerine İbrahim, "Belh'in köpekleri de böyle yapar" diye mukâbelede bulundu. Şakîk, "Peki siz ne üzerine kurdunuz?" diye sorunca İbrahim şöyle dedi: "Rızıklandırıldığımız zaman başkalarını kendimize tercih ettik, rızıklandırılmadığımız zaman ise şükür ve hamd ettik." Bu cevap üzerine Şakîk ayağa kalktı ve İbrahim'in önüne oturarak "Ey üstâd! Sen bizim üstâdımızsın!" dedi. İbrâhım'ın Şakik'e söylediği sözünde isâr ve şükür vardır.
"Felsefeyle tasavvufun iki temel farkı vardır: Akıl / İnsana ittiba
Akıl ile insana ittiba arasındaki örnek Kur’an’da Hz. Adem ve Şeytan arasında geçmektedir. “Ben ateşten yaratıldım o ise topraktan yaratıldı, ben ona secde etmem.” Başlangıçta İblisken bu olaydan sonra Şeytan (uzaklaştırılmış) ismini almıştır. Şeytan bu akıl yürütmede gerçekten de doğruyu söylemişti. Sufilere göre bir şeylerin bilgisine ulaşmamıza rağmen peygambere ittiba zorunludur. İbadet zor olandır, ubudiyyet her zaman öndedir."
"Varlık bedihî / evvelî bir bilgidir. Varlık bizden söküp atılamaz. Üzerinde tartışamayıp, farklı görüş belirtemeyeceğimiz şeydir. Varlık ya hariçte ya lafızda ya zihinde ya da yazıda vardır. Bir şeye yok demek için bile varlık verilmesi gerekir. Kelam, Tasavvuf ve İslam Felsefesi varlığın olduğunu kabul etmişlerdir."
Oldukça anlamlı ve bir o kadar da ilginç bir biçimde Kındî (ö. 260/873), ilmi, "hakikatleri üzere eşyayı bulmak" (vicdanü'l-eşyai bi-hakâikihâ) şeklinde tanımlar.